12 Aralık 2007

bana sorarsan zaten aşk yoktu hiçbir zaman.

mutlu olamaz gülüm aşkı esaret sanan.

sevgi mutluluktur,

oysa sende ne arar.

acının kederin aşkı buraya kadar.

hadi bana hadi bana hadi göster gerçek kendini!!!

hadi tatlım kus bütün bütün halini.

hani bana hani bana hani aşıktın sırılsıklam,

hani tatlım ölecektin aşkımdan.

arsız yalanların,

kaldı umutlarım,

akmaz gözyaşlarım bundan sonra.

sevmem ben bir daha kanmam yalanlara,

değer mi gözyaşlarıma???

09 Aralık 2007

Kafamı toparlayamıyorum. Her şey oraya buraya dağılmış. Kaybolan parçalarımı arıyorum ama yok. Hepsini almışlar elimden. Şimdi o kadar çok yaş var ki içimde ama akmıyor, tıkandım kaldım. Ne söyleyeceğimi, sana neler anlatacağımı tasarlamıştım ama ağzımdan çıkaracak gücü bulamıyorum. Boş gözlerle bakıyorum ekrana içimden geçmeyen şeyler yazıyorum. Hiç bu kadar istememiştim kötü bir insan olmayı. Kötü olup herkesi, her şeyi kırıp dökmeyi. Bense hep kırılanları toparlamayı sevdim. Hayal kurmayı sevdim. Sizse hep yıkmayı sevdiniz.
Şimdi bir şehri daha terk etme zamanı. Ama gidecek hiçbir yerim yok. Bavullarımla kaldım ortada. Siz benim yaşadığım yerdiniz ve soluduğum hava sizin damarlarınızdan geçmeden benim nefes almam olanaksızdı. Şimdi beni soluksuz bıraktınız.
Suçlusunuz diğerleri gibi siz de inanmadınız aşka. Ya da ben elime yüzüme bulaştırdım yine. Sizi inandırdığıma inanarak yine kırdım hayallerimi. Ama bu sefer toplayacak gücüm yok. Artık un ufak olmuş hayallerimi süpürüp gitmekten başka çarem yok. Yapıştırılır, onarılır yanı kalmamış zavallı kalbim.
Sizinde diğerlerinden farkınız yoktu demek. Şimdi nasıl bir güven duygusu yeniden yapılandırılabilir. Çok ağır değil mi tüm bunlar? Siz benim bembeyaz duvarımı karaladınız. Pişmansınız, pişmansınız da ne çare. Ben de yaprak bırakmadınız. Sapı kalmış hayallerimde hiçbir güzellik bırakmadınız. Benim üzülmeme üzüldüğünüzü düşünürken bile içim acırken siz hiç düşünmediniz.
Bu kadar mutluluğun faturası yüklü olur tabii. Ben bu dünyada hep bir bedel ödedim. Şimdi hesap sizin bu acının faturasını size kesiyorum. Beni kaybetmeyi göze aldınız siz bir bitişi çok daha önceden kabullendiniz. Yas tutacak bile vaktiniz olmadı, kaybetme acınızı öfkenize teslim edip kokum bile geçmeden teninizden başka bir kokuyu istediniz. Bir biraya 20 ytl vermek size daha çok koysa da şimdi bensizliği ödeyip bu masadan çok rahat kalkabilirsiniz.

12 Kasım 2007

benim kalp atışlarım arttıkça sizin ki kıpırtısız kaldı. ne o ölü müsünüz? taze kan gerekiyor ilişkimize ya da ilişkilerimize. çünkü ilişkilendiremiyorum artık bu tavrınızı. siz tv karşısında tepkisiz kalırken ben anlatıyor ben dinliyorum. gözlerimi yeşil bilirdiniz di mi peki şimdi? şimdi sadece hangi gün hangi dizi hangi tv programı? soru sorarken size kaçırttığım tüm bölümler kaldırdı sinirinizi. artık ne kadar da çabuk sinirlenir oldunuz? tahammülünüz yok artık belli. son kullanma tarihi geçti sanırım tesiri kalmadı aşkın. şimdi ben depresyon ilaçlarına para dökeceğim sakinleşmek ve rahatlamak için. sizin bu tavrınızı sindirebilmek için. psikoloğum başka ilgi alanları önerecek belli. bağımlı bir aşktan kurtulmanın yollarını arayacağım. yollara düşeceğim. siz yine olağan tavrınızla abarttığımı düşünecek beni daha da çok depresyona sokacaksınız. ne desen haklısın... biz(dik), sen ben olduk şimdiyse siz(li) biz(li) olduk. sadece zaman farkı girmiyor inan ruhlarımızda ayrılıyor birbirinden. onlara fazla geliyor bize yetmiyor. ama aşk karşı yakayla yaşanmıyor...

kardeşimin bir yazısına yapılmış yorumumdur...

hayallerini yak evi ısıt. yakacak bir hayalin kaldıysa tabii...

Hayallerim boğuldu… şimdi bu koca dünyada yapayalnızım. Soğuk çok soğuk bir kış beni bekliyor. Şimdi ben senin düşüncelerini hazmetsem benimkiler yersiz kalır. O zaman elleri sıvayıp bir mutfağa girmek, aşkın tarifini tutturmak gerekir. Tabii ilk önce neye benzediğini bilmeliyiz. Aşk neye benzer, nasıl oluşur, ayarı nedir, nasıl bir kıvamı vardır...
eh birkaç cümle sarf ettin de açıkladın ama hiç tatmin olamadım. Açıkçası bana aşık olduğunu kavrayamadım. Eee iyiyim, beni merak ediyorsun… bu mudur tarif?
Aşkı ben senin tarifinle yaptığımda kabarmıyor, pişmiyor, güzel kokmuyor, iştahımı kabartmıyor, çiğ kalıyor, yavan kalıyor… sonra birden elimde dağılıveriyor. Almıyor kafam nasıl bir tarif bu, nasıl bir açıklama? Bir türlü bulamadığın o kelimeler, ifade yanlışlığı, benim anlamamı beklediğin ama anlatamadığın düşünceler nasıl anlamlandırılabilir?
Ben anlatayım mı biraz? Senden daha yakışıklısı yok bu dünyada, senden daha çok özlediğim, senden daha çok hayatımı paylaşmak istediğim biri yok, sıkılmadan 24 saatimi geçirebileceğim başka biri yok, adını daha fazla andığım kimse yok…
Terzi kendi söküğünü dikemezmiş. Ben de dikemedim. Sana aşkı veremedim. Nerden mi çıkardım? Yorgun bir kalbim var benim, aşkı aramaktan yorulmuş… ve ben bir gün ölürsem bu kalp yüzünden olacak. Birden duracak ve ben hiçbir şey hissedemez olacağım. Yeter artık diyecek yeter!!! Bıkmadan usanmadan senelerdir beni çalıştırıyorsun. Neden herkes gibi değilsin neden bu kadar önemsiyorsun, neden sürekli sakarsın durmadan hayallerini kırıyorsun ve kırılan her parçayı saplıyorsun. Kanatıyorsun, tüm yaralarını iyileştirmeden tekrar tekrar açıyorsun. Hastasın sen!!! çünkü herkes gibi beynini değil kalbini kullanıyorsun. Beni yıpratıyorsun.
Bu bir fırtına ve gemimiz devrilmek üzere. İkimizde atlıyoruz dev dalgaların olduğu denize. Çırpınıp, savaşıp, yorulacağız… ve kendimizi bırakacağız sonumuzu kaderimize teslim ederek bir kıyı, bir liman bekleyeceğiz. Sonra fırtına dinmiş uyanacağız ama ne aynı kıyıda ne de aynı limanda…

25 Ekim 2007

dün için içim acıyor... ne ummuştum ne buldum denir ya, öyle hani... çok mu film izliyorum ne? kız çeker gider. tam bir rulo tuvalet kağıdı bitirdiği sırada ağlamaktan kapı çalar, erkek onsuz yapamamış, dayanamamış yokluğuna...gerisi hikaye ama bana zaten bu kısmı lazımdı.

apartmandan gelen her ayak sesi seninki sandım, ama değildin. beni kaybetmeyi göze aldığını düşündüm gitgide belki birazda alkolün etkisiyle; çünkü benim en zayıf noktamdı dün. 1.yıl dönümümüz öyle geçmemeliydi. çok özel olmalıydıhediyemi gördüğünde gülümsemeliydin, makyajım akmamalıydı. mutluluktan ağlanabilirdi ama hüzün olmamalıydı. yani hep acıyacak içim her hatırlandığında ilk yıl dönümünüz nasılsı dendiğinde gözlerim dolacak. bok gibi bir gündü çünkü.
ve anladım ki 12 ay papatya açmazmış. papatyanın bir mevsimi yok belki de bilemem.
sen onu bunu boşver de bana dünü dün hiç olmamış gibi bugün yaşatabilir misin?
neyse boşver her yanım kırık zaten. toparlama kıymıklarım eline batmasın. her gün bir yanımı daha öldürüyorum. senin için dün önemi yoksa bugün de olmayack zaten...benim için zorlama kendini.

24 Ekim 2007


18 Ekim 2007

çok değil 3 adım önce tüm hayallerimden vazgeçtim. 3 adım geri gitsem aynı saniyeleri bulmak imkansız. zamanı geri çevirmek olsaydı bu sefer geçmişim yüzüme çarpardı. tarih tekerrürden ibaret benim talihimin içine edeyim hep aynı aşk seneryolarını yaşamayı kaldırmıyor bu yürek...
beynimde o kadar çok düşünce var ki. anlatsam kafan karışır. benimki karman çorman zaten. virgüllü, üç noktalı, soru işaretli bir dünya cümle var. nerden başlasam, her şey yarım yamalak...
özlemek yoksa dedim.(içimden) bende yokum. varlığı hissedilmeyen birinin yokluğu da hissedilmez, özlenmez tabii. böyle bir cümle oluşturduğumda düşüncelerimin arasında bilemezsin kalbim ne kadar kırıldı ve ne kadar hayal kırıklığı varsa içime doldu.
kalbime giden damarlarda daralma var. bu aşk bu bünyeye fazla geldi. gün geçtikçe hayal kurmaktan vazgeçtiğin oldu mu hiç? belki oldu hatta belki de sen mutlusun böyle. ama ben vazgeçiyorsam her gün bir hayalimden bil ki her gün bir parçam ölüyor. her gün bir parçamı alıyorum senden. şu gerçek dünya dedikleri hani şu her yanı yalan dolanla dolu dünya. belli ki aşk bu dünya da barınmıyor. çıkar at gözlüklerini sakın deme. ben aşkımla bu koca dünyaya fazla mıyım yani?
aşka ayıracak vaktin mi yok yoksa inandıramadım mı seni aşka? gönlüme battı tüm hayal kırıklıklarım. şu saniyeden itibaren her adımım bir vazgeçiş... ayaklarım yere basıyor ve gitgide tesiri geçiyor aşkın. beni artık mucizevi bir aşk kurtarır. ancak o çıkartır yine bulutların üstüne ve ancak o inandırır beni bu dünyada yalnız kalmadığıma.
şimdi sen hemen şu saniyede benim için inanabilir misin aşka???
pardon bayım siz aşktan ne anlarsınız...

29 Eylül 2007

Korkuyordu… hiç böyle hissetmemişti. Hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Hiç bu kadar değeri bilinmemişti ve hiç bu kadar değerli bir şeye sahip olmamıştı. Üstelik onun ayak numarasından bir dolu kız vardı, hiç yüzyıllar boyunca uyumamıştı, zehirli elma yememişti, üstelik saçları da kısaydı…
Kirli toz tutmuş kılıfını sirkelediğinde geçmiş bir sürü kırıklığın üstesinden gelmek zordu. Bir türlü saklayamıyordu telaşını, içi içini yiyordu. Hala masalların etkisine kapılabiliyordu. Saat gece yarısı olduğunda her şey sona erecek bir daha onu hiç göremeyecekti sanki.
Kapıdan çıkıp gittiğinde bir daha onu hiç göremezse diye içini burkan o acı ertesi gün onu gördüğünde neden bu kadar mutlu olduğunu açıklayabiliyordu. Onsuz geçen günün neden bu kadar zor geldiğini açıklayabiliyordu.
İlle de yazması gerekmiyordu. Bazen omzuna yattığında iç çekişinden, bazen uyur taklidi yapıp yüzünün izlenmesinden rahatsız olan onu izlerken, bazen yüksek sesinden bükülen dudaklarından ya da işlediği suçtan utanarak bakan bakışlarından çözebilirdin onu, anlayabilirdin, anlamlandırabilirdin…
Ne olur çıkarma o gözlükleri gözümden hatta al sende bir tane tak. Büyümek istemedim ki hiç ben. Hala mahallede sek sek oynayan, masal kitapları okuyan kızım işte. Hayal kurmak hala en sık yaptığım şey ve hala karanlıktan korkuyorum, ışılarım hep açık. Ve en sevdiğim film 50 ilk öpücük…

28 Ağustos 2007

Allah'ım her gördüğüm rüya gerçek olmak zorunda mı?

27 Ağustos 2007

gözlerim dumanlı hep yollarda
senin kalbine nerden gidilir sevgili
söyle hangi serden geçilir...

Anlaşılmıyordu… kimse anlamıyordu uzak dağın tepesinde kopan kar fırtınalarını… bu ağustos sıcağında kimse aklından geçiremiyordu soğuktan donan bir kızı. Her şey normaldi sıcak şehri kavururken bir kızın kalbi buz tutmuş, sarkıtlar dikitler oluşmuştu. Aşktan anlamaz adamlar bu sıcakta üşüyen kızı bir türlü ısıtamıyordu. Buz tutan kalbini bir türlü eritemiyorlardı. Kibritçi kız yaktığı kibritlerle ısınıyordu ama o yakacak bir kibrit ateşi bile bulamıyordu. Gönlünü bir anlık ısıtacak bir adam bile çıkmamıştı karşısına. Aşk ne kadar acımasız bir şeydi. Kimine hiç uğramaz kimini de ardı sıra ziyaret ederdi. Çok yıkım almıştı kalbi ama çığlığını duyup enkazı üstünden kaldıran bir kurtarıcı yoktu hala. Aylarca belki de yıllarca yapayalnız ve acı çekerek bu enkaz altında kalacaktı. Kimsecikler duymayacaktı sesini, yardımına koşmayacaktı… bekliyordu ve bekledikçe daha çok üzülüyordu. O kadar zaman olmuş ama kimse yokluğunun farkına varmamıştı. Merak edeni yoktu. Kimsenin kalbinde bıraktığı iz de yoktu belli. Yoksa elbet bir kahramanı olurdu. Bütün masalları sildi kafasından en başta Polliana’yı çıkardı aklından.
Güzel olan hiçbir şey yoktu ki her şey acı vericiydi onun için. Yapayalnızdı, üşüyordu, kimse tarafından anlaşılmıyordu… içinde kopan fırtınaları kimse görmüyordu. Kimse onun dilinden konuşmuyordu, anlamak sadece ona bırakılmıştı ama anlamaya çalışan yoktu. Kimse aşkı onun gibi derinleştirmiyor, kimse derinliğine aşık olamıyordu…
Sonra biri geldi, sesini duydu ve geldi. Enkazın altından çıkarmadı kızı ama yanında kaldı, her zaman olmasa da bazen anlamaya çalıştı. Ama o da depremzedeydi o da bir enkaz altından çıkmış. Tüm inançlarını tüm değerlerini orada bırakmıştı. Geçmiş hatıralar diyarında… Belli onun da polliana’sı yitip gitmişti bildiği tüm masallar gibi. Aşkı o sert mizacının altında barındırmayı hiç becerememişti, yani aşkı biliyordu ama aynı dilde değildi… Daha yüzeysel belki daha sığ sularda görmüştü ve hiç boğulma tehlikesi yaşamamıştı. Kalbi hala soğuktu kızın çünkü hala sığ sularda dolaşıyordu oğlan. Aşkı derinliğiyle benimseyemiyordu… kan tutuyordu belki kızın kanayan yaralarını saramıyordu. Yine de şükran duyuyordu kız. hep onun dilinden konuşmak bazen ona ağır gelse de bir gün sevgilisinin onu anlayacağını ve aşkı en derin sularda yaşayacakları inancını hiç kaybetmiyordu. Çünkü, inanılanın aksine aşk ne 3 günlük ne de 3 yıllık bir şeydi onun için zamanla ölçülemezdi varlığını hep korurdu. Gerçek aşkın ömrü olmazdı onun içinde tüm kalbiyle inandığı şey buydu. İşte bu yüzden kalbi küçük ama derindi… ve hep derinliğine aşık olacak bir sevgili bekledi…

20 Temmuz 2007

kırmızı bülten

düşündümde böyle daha güzel, hiçbir şey olmadan. hiçbir şey hissetmeden yaşamak. aşk yok, ayrılık yok, kıskançlık yok, inat yok, çıldırmak yok, beklemek yok... sen de bekleme.
yanlış yerde duruyorsun. sana asla gel demeyeceğim. acımdan ölsemde asla. neden benim üstümdeki... çok mu zor biraz kılıç gömlek kuşanmak. siz de buyursanız da aşkınız meydana çıksa. gözlerinizdeki o cesareti görsek. ama siz sadece izleyin ara sıra sorun nasılım? nasıl mıyım şuan elimdeki her şeyi kafanıza geçirebilecek kadar sinirliyim. neden sakin kalayım ki neden iyi olayım neden siz ne derseniz hep öyle kalayım? yok bu sefer olmaz ilk ben çıkmıyorum ortaya. buyrun siz önden gidin. gidin de arkanızdan dökülenleri seyredelim.

yok yok bu defa olmaz. ben o çok izlediğim aşk filmlerindeki aşktan aynen sipariş verdim. hani kapı çalar kız kapıyı açar aşığı karşısında onsuz ne kadar da mutsuz. anlamışsındır ve sende dört gözle kızın onu içeri davet etmesini beklersin. lafım kimseye değil zaten o laf benden çıktıktan sonra birine gitse dank etse ne yazar. yazmaz yazmaz bilirim bende artık yazmayacağım. bak boşalttım herşeyi ben gidiyorum. tek bir kelimem bile kalmasın. değmesin bir yerine.

ben kimseyi sevmiyorum, kimse de beni sevmesin...

16 Temmuz 2007

çok canım yanıyor... tanısını koymak hep bu kadar acı mı verir? gerçekmiş... aşkmış... kanıyor işte çok daha derinden çok daha acı.

15 Temmuz 2007

iyi ki doğdum... :-)

10 Haziran 2007

şimdi senden vazmıgeçmeli?
masal olup yola devam mı etmeli?
ben kalpten sorunlu
aşka sorumluydum
anladım her şey SENSİN...

ne şarkı beeee...

09 Haziran 2007

sen çek ipimi, ölümüm senin elinden olsun. senin elinden ölmek bile güzel...

Öylece susuyorum.
Bugün hiçbir şey gelmiyor içimden. Bir yer belirledim kendime ona bakıyorum, öylece bakıp kalıyorum, dalıyorum…Çok uzak değil daldığım yer, yanıbaşında.
Senin yanında yerimi bulamıyorum. Tüm fotoğraflardan silmişsin sanki yüzümü. Yüzümde yok zaten, neden diye sormaya. Neden sildin beni diyemiyorum. Dilim varmıyor demeye.
Ne desen haklısın, yüzüme bile bakmasan haklısın, gitsen haklısın…
Kalsan diye geçiriyorum aklımdan. Hiç ihtimal geçmiyor içimden. Ama kalsan…gitmesen…
Gitsen de son bir kez izin verir misin sarılmama. Son bir kez kokunu çekeyim ciğerlerime, tüm hücrelerime hapsedeyim.
Sonrası zaten boş, koskoca bir boşluk. Sen doldurmuştun ve yine sen boşaltıp gidiyorsun işte.
Ciğerlerim dayanmaz artık paket peket sigaraya. O da doldurmaz yerini. Uyutmaz artık geceler… kimse güldürmez yüzümü. Gözlerim buğulanır belki bir damla yaş düşer. Sen kıyamaz da gitmezsin. Gidecek olduktan sonra bahaneler kar etmez bilirim. Damlaya damlaya göl olsa yine gidersin.
İçimden bir şeyler kopuyor, canım yanıyor. Bu şehrin tüm duvarları üstüme yıkılıyor.
Elimden hiçbir şey gelmiyor seni sevmekten başka. Bir de bekliyorum işte. Sen ne dersin bilmiyorum ama ben yokluğunun senaryosunu çoktan yazdım. Diri diri gömdüm kendimi mezara. Sen yoksan bir daha aşka inanmayacağım.
Pazartesiye kadar ister hoşça kal aşkım, istersen merhaba…

07 Haziran 2007

Seni seviyorum
Seni güneşten daha fazla ısıtabilirim
Olur olmaz dertlerinden sıyırabilirim
Denizlerden dağlardan uçurabilirim
Nedenim çok çünkü seni çok çok seviyorum
Bir ömrü bir yastıkta paylaşabilirim
İyi ve kötü günde yanında durabilirim
Bu hayatın sonunu senle bitirebilirim
Nedenim çok çünkü seni çok,çok seviyorum
Yolun neyse hesapsızca yürüyebilirim
Senin için bitmez nöbetler tutabilirim
Korktuğun her ne varsa ondan koruyabilirim
Nedenim çok çünkü seni çok, çok seviyorum
Seni seviyorum
Melekler şahit dursun
Sevgilim Aşkımız kutlu olsun...

AŞKIM YAZMIŞ...

bende ona ne desem. nasıl teşekkür etsem. yani nasıl anlatılabilir ki mutluluk... mesela aşk filmlerinde iç geçirmiyorum artık, keşke benimde böyle bir aşkım olsa demiyorum. çünkü yanıbaşımdasın. her anımda benimlesin, içimdesin... filmler bizi kıskansın artık. :-)

gözlerimin içini parlattı aşkın, perdelerini indirdi. mutlu olmam için bir tek SEN yetersin...

06 Haziran 2007

eski saman yapraklı bir kitap açtım, buram buram çektim içime. ne anlatılmış içinde bilmem ama masalsı, destansı bir şey değil belli. başımı zonklatıyor adın her anıldığında. tozu kalkmış tüm geçmişimi şimdi suluyorum... çok geç artık!!! ciğerlerime kadar çekmişim, hapsetmişim... öksürdükçe tozu dumana katıyorum.

bu geceyi bağlayan tarihte bişey anımsamamalıydım ama bir zamanlar çok tekrarlamandan olmalı kazınmış beynime.

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN...

o kendini biliyor... :-)

04 Haziran 2007

5 taş attın hepsi havada mı kaldı??? gözünden kaçmış olmalı. hepsi yerde, hepsi etrafa saçılmış. perdesi inmiş gözlerinin, dalgınsın bugün bence oynamayalım. küskünsün aynalara belli.

aynalar söyler mi kimin en güzel olduğunu. beni gösterir mi parmaklar, alkışlar çınlar mı kulaklarımda?

sence ben güzel miyim? neden sorarsın ki bunu kendine. güzelsin çok güzelsin hemde. bin erkeği kıskandıracak, baştan çıkaracak kadar güzelsin. sadece kırmızı bir ruja ihtiyacın var. kırmızı kıpkırmızı dudaklara. moraran dudaklarını seçemesinler.

herkes çatlasın hasetinden, güzelliğim beş para etmez olsada yeşile kaçan gözlerim var benim. içlerinde gözyaşlarımı biriktirdiğim yeşil yemyeşil gözlerim.

ağlarsam sanki içimde hiçbir şey kalmayacak.

31 Mayıs 2007

arızalı...

25 Nisan 2007

susuyor, yutuyor, yuttukça sancılanıyor... aman siz sakın kırılmayın. ben müsadenizle kendimi orta yerimden çatlatırım. sonra usulca toparlarım tüm etrafa saçılmışlığımı. kelimeleriniz delik deşik etti her yanımı... müstahakımı bulmam için onca kelime sarfettiniz. başa sarıp sarıp dinlettiniz hep aynı yerde ipimi kendi ellerinizle kestiniz. tabure ayağımın altından kaydığında arkamdan gülen sizdiniz, nefesimi kestiniz. kelimeleriniz delik deşik etti her yanımı.

evet sonunda başardınız üzüntülüyüm ve her yanımdan sarılıyım, tüm yaralarımı sonunda kanattınız...

22 Nisan 2007

3 kuruşa sattığın benliğin paha biçilemez olmuş. gördün mü kaça gitmiş kim almış? el değmemiş kızlar gibi saklamıştın saflığını bir kelimeyle bitirdi. tüm haysiyetin yerlerde sürünürken alt tarafına yüzünü çevirdiğin için suçlandın hep sen. önüne atılan kuruşları toplamadın. az çok tırnağından çıkmış kırmızı ojelerini sürdüğün tırnaklarını yerken kimse sana geçmişini ve ondan da öncesini çok öncesini o kırılmışlığını sormadı. nerdendi bu hüznün kim acıtmıştı canını? kim yedirtmişti sana tırnaklarını? sorulmamış ne çok soru ama yöneltilen ne kadar çok suçlama vardı. akşam olunca evine dönen kızlar orasını burasını ellettirip asla namusuna sokturmazdı. namus iki bacak arasında saklanırdı sen çeneni tutamadın. asla gizlenmedin sığındığın yüzler sana dönüktü hep... bakışlar hep üstünde... hayretle sana doğrultulmuştu. sanki her an bacaklarından sızan bir kan açık veriyordu. az önce yine becerttirdin kendini az önce yine sokturdun namusuna. her an bacakların herşeyi eleverir gibi titriyor bişeyler akıyor içinden kırmızı kırmızı al al oluyor yüzün utanç kaplıyor her yanını. sen yamalayamadın kendini asla olmadığın hiçbir şey gibi davranmadın, davranmadım... başkasının ağzından yazamadım seneryolarımı...

03 Nisan 2007

hişşşşş... sus!!! sen ne desen haksızsın. asla kıramayacağın bir önyargı ve genelleme "sen haksızsın ne dersen de". kim demişse demiş ya hani "bütün genellemeler yanlıştır bu da bir genelleme olduğu için bu da yanlıştır." diye. olsun yine de sen haksızsın ve bir tek sen kırılamazsın orta yerinden. kimse bölemez bölünemezsin de. asal bir sayısın sen herkesin gözünde. kendinden başka hiçbir sayı bölemez seni.

oysa 1' i unuturlar hep 1 hep kaynar arada. sonuç yine hep bana çıkar kimse yok yakınımda. havuz problemleri kafamı karıştırmıyor artık bütün muslukları açtım çoktan taştı tüm sular. ben yol problemlerine takılıyorum bu sıralar. araya mesafeler grmiş dostlukları hesaplıyorum birer birer. sonra uzak mesafeleri aşamayan dostluklara üzülüyorum. merterden bir otobüs kalkar bu tarafa hiç gelmez. taksim meydanı hep daha yakındır. sanal alemdeki dostluklar içinse yerinden kalkmak bile gerekmez ve hep daha hesaplıdır. kablo bile gerekmiyor artık bağlanmaya wireless döşemişler tüm dostlukların içine etmişler...

ne kadar çok uzakta oturduğumu çok sık işitir oldum evet uzağım hepinizden çok uzakta belli çok belli artık kırılan dökülen yerlerin arası boşluk kalmış aşınmış. japon bile tutmaz artık bu bağları... hiç bir yapıştırıcı kar etmez. tuzla buz olmuş herşey. tuzla, buz...

kardeşinde, kardeş yerine koyduğunda hatırlamaz artık seni. sen haksızsın hep haksızdın hep haksız kalacaksın. daimi bir haksızlık seninkisi bunları senin ağzına aldığın bir kaç kötü kelimeye mal etmeleri nasıl bir haklılıksa...

15 Mart 2007

ağlayamaz mı demiştiniz, beni bile şaşırttı... aynadaki silüet bendim ve ağlıyordum. ağladıkça şişiyordum ağladıkça dudaklarım, gözlerim her yerim şişiyordu. boğazım tıkanıyor söyleyecek sözüm kalmıyordu. tüm kelimelerim topak olmuş tıkamıştı sinüslerimi sanki bağırsam yanıma gelecek kimsem kalmamış gibi... aynaya baktım arkamda her şey olup bitmiş, herkes gitmiş... sadece dağınık bir ev vardı banyomdaki aynadan gözüken ve dağınık evine uyum sağlamış ben. saçlarım karman çorman üstümde mavi snoopyli pijamamla öylece kalakalmış sadece ağlıyordum.

12 Mart 2007

aşk orospuluğu içinde barındırmaz, orospunun ta kendisidir...

ben hep başlıksız yazılar yazdım... nereden çıkıp nereye gittiği bilinmeyen... kimdi neydi sorgulama isterim. bu yazım kimeymiş ne farkeder? belki yüzü bile olmayan birine belki hayali bile yok içimde. boşver sende düşünme. kim yakmışsa yakmış canımı. geçti kalmadı işte. tüm yaralar kapandı. izi kalmışsa da boşver. sen o değilsin olamazsın. acısını çıkardığım her şey için özür dilerim... tüm vücudumu dolaşan o zehir yavaş yavaş atılıyor damarlarımdan. yerini sen alıyosun hastalığım geçiyor iyileşiyorum... seni sevdikçe kendimi daha iyi hissediyorum, üşümüyorum artık ısınıyor içim, ellerim... söz veriyorum seni öyle hasta bir ruh haliyle sevmeyeceğim...

etimi çürütüp giderken üstümden kalktığında rahatlamıştın. bense yine yalandan atmıştım tüm orgazm çığlıklarını. gözlerimin yeşil olduğunu anlamamış olabilirsin çünkü hiç gözgöze gelmedik seninle. hiç bakışmadık aşıklar gibi. çünkü ben hep tekildim. hep tekil 1.şahıs şahşiyetim hiç 1. çoğul şahıs halini alamadı. biz olamadık, aşıklar olamadık. kör kütük aşık ben ve yalpalaya yalpalaya giden sen. arkasından bakan ben, umrunda olmayan sen. sen ben sen ben... arada bir aramıza giren 3. tekil şahıslar, 3. çoğul şahıslar derken tak diye bir ses. artık yeter, yeterrrrrrrrrrr... vazgeçilmez değilmişsin ya. benden daha önemli daha değerli değilmişsin. psikoloğum egoma olan saygımı böyle yerine getirdi. ben daha değerliyim hiç kimse benden daha değerli değil. ben ben ben... eee sonra hep ben hep ben nereye kadar. kimsem yok bir ben varım ben'e vurup vurup kaçtığım. arada bir saklandığım, aynada gödüğümde yabancı sandığım, tedirgin olduğum... duvarlarla konuşan ben. duvara çakılı çivim çok ama resmim yok herkes çıkarmış beni aynı resmi paylaştığım karelerden, yüzüm yok... herkesten yitip gitmişim. kimse en değerli anıları arasına koyamamış beni. senden sonra belli ki kimse için kılımı bile kıpırdatmamışım. ne vurdum duymaz olmuşum baksana etrafımda bu kadar çekip giden varken ben bir tek senin çekip gitmelerine ağlamışım... oysa ben bir tek sen beni terkettin sanırken kimler terketmiş kimler gitmiş yanıbaşımdan. senden çok onlar hakederken yaşlarımı ben hep sana akıtmışım yalnızlığım bir tek sana aitmiş gibi. çok geç artık kimse dönmez geri adımlar atılmaz. kimse yüzünü çevirmez artık kimse gülmez kimse gelmez ben hep o boş duvarlara ağlarım artık.
orospu ruhun orgazm olmamana aldırış etmiyor. sen yalandan attığın çığlıkları duvarlarında ordan oraya itelerken kimsenin içten olmasını bekleyemezsin...

sen hiç sırtındaki ben'e hayran kaldın mı? sadece aynada baktığında görebildiğin ama dokunacak mesafede bile bulunmayan.
dirseğini ısırabildin mi ki hiç ya da hiç öyle boş uğraşların oldu mu?
imkansızla boğuştun mu anıra anıra ağlayarak söktün mü içindeki zehirli sarmaşığı?
günden güne büyüyen canavarlaşan aşkı deve dikeni olmuşken üstünü pamuklarla örtüp korudun mu, sıkıca kollarını kanatırcasına sarıldın mı hiç aşkına? ne kadar canını yakarsa yaksın tüm organlarından bir parça koparıp onun kendisini bulamazken hayalini yarattın mı canlandırdın mı gözünün önünde?
durağan bir adama hiç benim gibi yazılar yazdın mı asla onu bu kadar çok sevdiğin için suçluluk duymayarak pişmanlık çekmeden yazılarına onu incitecek tek bir kelime katmadan son verebildin mi?
kim benim kadar bahsetmiş aşktan söylesene kim sana bu kadar kelimeler sarfetmiş. kim elini yüzüne bulaştırıp sevmiş seni. kim kendi sırtındaki ben'e ulaşamazken senin sırtın dönük haline hayran kalmış. kim benliğini bu kadar kaybetmiş senin için? kim seni bu kadar büyütmüş gözünde?
şimdi bana naralar atan küsen darılan kaç kişi var bilir misin? gözlerimi kapadığım aşkından senden başka her şeyi boşvermişim. şimdi gün ışığına alışan gözlerim yeni yeni görüyor, yeni yeni anlıyor kaybettiğim her şeyi. ben sırtımdaki ben'e aynadan bakarken hep aksini görmüşüm meğer. aslında her şey gerçek sen yalanmışsın. aslında senin yalnızlığınmış beni yalnız bırakan. şimdi sadece yaşanmış bir hikayesin asla gülümseyerek anlatılmayan...

08 Mart 2007

yok kurudu akmıyor küresel ısınma gözlerimide kuraklığa çevirdi. gözümden damla düşmez bazen. ne yapsam olmaz ağlayamam. zorlasam sıksam ağlayamam işte gelmeyin üstüme. derler ki yüreğin taşlaşmış senin. ah ah kimler girdi o yüreğe ne evsizler ne düşkünler ne yüzlerine tüm kapılar kapananlar... kimler soluklandı kimler ısıttı ellerini yüreğimle. ne kargalar besledim ben gözlerimi lime lime oyan ne kanadı kırık kargalar aldım evime. ne kediler geçti ne hayvanlar ne insan demeye dilim varmayanlar...

ağlamadım evet gerçekten ağlamadım ama yalandan da ağlamadım, kimseyide kandırmadım...

04 Mart 2007

kabuğunda...

şalterlerini kapadı, elektrik kablolarını kopardı kendini imha etme aşamasında...gözlerini yumdu aşka. kör, sağır, dilsiz...

dün şerefine içtim rakı yanında bir paket sigara. sigarayı çektikçe öksürdüm, rakıdan içtikçe saydım, içtikçe sövdüm. ağzıma gelenler kulağına gelmesin aman. lanet ettim aşka bir kez daha.
sonra içtikçe çakırlandım içtikçe keyiflendim. bir şarkı takıldı dilime bütün gece sayıkladım... benim en iyi dostum içkim sigaram onlarda olmaz olmazsa param...

sabah kalktığımda farkettim ayılmıştım kendimdeydim ve kendimde olduğum halimle farkettim. ben artık seninle bir gün sonrasını bile göremiyorum...

mükemmel değilim... benim de ilmeklerim var kaçan, sırayı bozan. tek sırayı atladımmı bir düz giderim iki ters...

Çok geç artık dönülmez… mevsim bile değişti. Kış gelmez diyordum bu şehre kıyamet yaklaştı. Sen gittin şehir altüst oldu. Sakın kalbimin acısını bu şehrin üstüne yıktığımı sanma. Kalbim acımıyor artık ve yokluğun hiç esmiyor sokağımda. Yalnızlığım hatırlatmıyor kendini. Akmıyor gözlerim her şeyimle terk ettim seni. Tıpkı tıpkı senin bu şehri terk ettiğin gibi.

Üstü kapalı söylediğim şarkı sözlerinden çıkan anlamları hiç yormadın. Oysa hepsini seçerek söylemiştim sana. Benim kuramadığım cümlelerden oluşan şarkılar. Sanki benden almışlar içine koymuşlar ve senin için anlatmışlar. Yarım kaldı sende kalsın kalsın yarım. Tadın kaldı bende kalsın bende tadın. Bir daha dokunursan bir kez daha bana dokunursan karışırız karışır dünle yarın bizi üzen neyse burada bitsin bizi üzen neyse burada bitsin… bu sana söylediğim son şarkı. Bilmem bu sefer anlayabildin mi, çıkarabildin mi anlamları? Ben sana ne diyememişimde şarkı yapmışlar yine… otur dinle tak bi vega!!! nasıl çığırıyor içimden ne geçiyorsa söylüyor sana uçuşuyor bu şarkının tüm notaları. Kulağındaki melodi de ben varım. Ve kamçılıyorum sözleriyle, kanatıyorum ağzımın kenarını sol anahtarıyla.

tam burada bitsin…ve şimdi tam burada sana hiç aşık olmadığımı farzediyorum…

Ve sen giderken… benim seni hala seviyor olma ihtimalimi hesaba katmadın… yine bencildin hep bencilsin…

28 Şubat 2007

:) Psikopat Sevgilinin binbir halleri :(

İçindeki sen
Aşkın beni yatak döşek yatırsa da tüm hasta organlarımla seviyorum seni…

Narşist yanı

Bileklerimden oluk oluk akan aşk damarlarıma sığmadı. Jileti alıp birazını boşaltabilirdim ama hiç acı çekmiyorum. damarlarımı patlatana kadar seveceğim seni.

İyimserliği
Hasta kalbim hasta ruhum hasta kişiliğim yok oldu her yanımı iyileştirdin. Her yanıma iyi geldin.

Korkuları
Benim senin kadar değerli hiçbir şeyim olmadı. Ve ben seni kaybetmekten çok korkuyorum…

Kıskançlığı
Nasıl saklayacağımı bilemedim seni. Nereme koysam bir parçan göze çarpıyor. Herkesler sanki seni benden almaya çalışıyor diye paranoyalarım geceleri uyutmuyor.

Beklentileri
Sabahtan akşama kadar zamanı geçirip tiktakları sayıp dakikaları kovalayıp senin omzunda ve senin kokunla televizyona hiç yüzümü dönmeden bütün ömrümü geçirebilirim.

Hayalleri
Senden bir bebeğim olsun istiyorum… :)

Kuruntuları
Ya ben onu aramadığımda o da beni aramazsa.
Ya bir gün beni üzdüğünde ben üzüldüğüm ve gözlerim dolduğu için onunda gözleri dolmazsa.
Ya bir gün beni bu kadar çok sevdiğini hissedemezsem.
Ya bir gün onu üzersem ve beni affetmezse.
……………

Öğrettiklerin
Merdivenlerden ayaklarımı vurarak çıktığımda ve diğer satırlarda dolusuyla yazdığım her şeyde bana yapmamam gerekenleri bir bir sıralıyorsun. Ve eğer bunlardan birini yapacak olsam yanımda olmasan dahi irkiliyorum sanki her an gözlerin üstümdeymiş gibi. Yemek yerken on parmağımı içine soktuğumda ve hepsini yağa buladığımda. Kahve yanında bir sigara içmenin keyfini yaşayamadığımda. Bir müzik sesi kulağımdan içeri girdiğinde bedenimi buna uygun bir ritmle kıvıramadığımda. Patlamış mısır yedikten sonra sağda solda bir selpak arayıp sana sarılma şerefine anca o zaman nail olduğumda. Tuvaletten ellerim ıslak çıktığımda. Suçlu olduğumda ve hatalı olduğumu kabullendiğimde. Kızgın olduğumda neye kızdığımı söylediğimde. Seni seviyorum dediğimde. Cüzdanımı açıp kredi kartı bulamadığımda. Alışveriş yapamadığımda. Gözümü kırpmadan sana baktığımda ve rahatsız olduğunda… yaptıklarım ve yapamadıklarım her birini uygulayamadığım zamanlar olmuyor değil ama dikkat ediyorum hiç değilse. öyle hemen manalı gözlerle bakma bana...
Uyurken…
Bir bebek kadar masum tabii dişleri gıcırdamadığında… :)

Sen uyurken…
Huzurlu… kollarında olduğunda, omzuna yaslandığında ve kokunu içine çekerek yattığında.