28 Şubat 2006

bir çay içmekti tüm bahanesi, buyur ettim... yatağıma kadar, ruhuma işlesin istedim. ellerini bir kez daha üstümde gezdirsin. ikimizde başkalarının ruhuna ihanet ederken gözlerine baktım, çok şey demek ister gibiydi. hiç bir şey demedi. beni sevdiğini söyleyecek değildi, hiç söylemedi. bir de sigaranın zararlarından bahsetmek yersizdi... dumanı bütün hücrelerimde dolanırken ben çoktan sakinleşmiş ve kendimi onun kollarına bırakmıştım. gitmeden kurduğu cümleler hep devrikti. sonrası yoktu hiç olmadı, bir son da yoktu. üç noktayla sonlandırılmış cümleler gibiydik.

22 Şubat 2006

büyüdükçe gerçekler masalları kirletiyormuş baba. masallar hiç sanıldığı kadar mutlu bir sona bağlanamıyormuş. prenseslerde terk edilebiliyormuş üstelik beyaz atlı prensi zannettiği, uğruna cadıların azabına katlandığı erkek başka bir masala başka bir prensese gidebiliyormuş. sonra kuşlar ölüyolarmış baba, kurtlar yiyorlarmış... hiç anlattığın gibi değil beni hep kandırdın baba. kör olan gözlerimi gözyaşlarıyla iyileştiren, zehirlenmiş bedenimi öperek büyüleyen hayata döndüren kimse yok baba. yıllardır uyuyorum uyandıran yok. öptüğüm onca kurbağa hiç prense dönüşmedi ve sihirli değneği olan bir mucize meleği gelmedi hiç odama. aşk demiştin o her kötülüğü yener, yanıldın baba hem de çok yanıldın aşkın kötülüğünün farkında değil misin? hiç yüzüm güldü mü baba? kızının aşık olduğundan beri hiç yüzü güldü mü? bana baktığında hala o çiçeği görebiliyor musun ki, o mis kokan çiçeğin soldu baba? ellerinin arasından kayıp gitti. sen hala bana masallardan bahsediyorsun, ne kadar güzel olduklarından... evet güzeller hemde çok büyüleyici güzellikleri ama keşke bana masalların sadeece hayal olduğunu ve gerçek olmadıklarını da anlatsaydın baba...

saat sabaha karşı 6 olmuş ben hala gözlerim omlet kadar olmuş siteyle uğraşıyorum. omlet kadar olmuş gözler komik değil mi? evet komik ben de ilk duyduğumda çok gülmüştüm. bi kız vardı ev arkadaşımdı yok belki de keder :-) yani ben anlatırdım o dinlerdi ama ben de dinlerdim anlattığında. sanırım bir anlık asabiyetimin kurbanı oldu ya da oldum. benden pek haz etmez şimdi. ben gittiğine üzüldüm o kurtulduğuna sevindi. ama aslında zor günlerdi çok zor günler. istanbul'a gelmiş nasıl geçinecem derdine düşmüştüm ama istanbul'a gelmek daha önemliydi doğduğum şehirden uzaklaşmaktı tek derdim neden mi? ne siz sorun ne ben anlatayım zaten bir anlattım mı sonu da gelmiyor başı da kalmıyor. geldim işte istanbullu oldum. bir ev tuttum, kardeşimi de aldım yanıma bir de uzattığım okulun 21 tane ff ni taktım peşime. bir iş buldum ama istanbul işte 750 milyon ev kirası 200 milyon maaş eee tabii babam sağolsun yardımlarını eksik etmedi. sonra bir de gülşahım var benim o bana ev arkadaşı buldu pınar :-) her şey güzeldi. pınar, ben, emrah, nihan ve bir de ara sıra gelen sevenimiz şamata, komiklik, şakalar günler geçiyordu. taaaa ki evimize su basıncaya kadar. bir sabah uyandık ve kovaları bezleri elimize almak zorunda kaldık daha çapaklarımızı bile yıkamadan. sonra parkeler kabardı ve annemlerden gizli tutup onları yaptırdık tabii babamın faturalar için yolladığı paralarla, faturalar mı ne oldu? :-) dağ oldu dağ... bir de benim ff ler var tabii. okuldu faturaydı derken ve birde kardeşimin barmen sevgilisinin azabı yani ben hiçç tasvip edemedim de benim sinirler folloş oldu. her gün bir kavga bu arada kardeşimin bir de öss sınavı var. beni aldı bir korku aşkı bilirim sınav mınav tanımaz nasıl 21 tane ff olurmuş anlayın yani... nihanım'da aşktan mahfetmesin istedim geleceğini. ama tabii aşk varsa akıl nerde ki? dinlemedi beni. o dinlemedi ben delirdim. ama o sırada bu kavgalardan dolayı pınar'ında bunalıp delirdiğini anlayamamışım. olan oldu bi kere pınar evi terketti. yazdığı msjlar hala aklımda asla yediremedim, benden bu kadar nefret etmesini, anlamda veremedim. ve benim yazdığım msjlarıda kendi nefretiyle yorumlayınca hem nefret edildim hem de yanlış anlaşıldım. hem de çok yanlış... yine de o kadar ağır konuşması beni hala üzüyor. bir de beni anlamayınca ben de kötü davrandım en sonunda kirayı vermeden eşyalarını alamazsın dedim ona iyice boka sardı her şey. sonra düzeltilecek bi şey kalmadı tabii. ben eşyalarını verdim, o evi terketti. şimdi de kardeşim terkedecek beni o da dayanamıyor bana. sanırım bir gün hayatta yapayalnız kalacam. asabiyim evet ama kötü biri değilim. zor günlerim oldu sadece. sessiz sakin bi kızdım ben ama... aması var da telafisi yok işte. bu yazyı neden yazdım pınar'ı özlüyorum sanırım. o benim ilk ev arkadaşım, aliye onsuz hiç çekilmiyor...

gidip gelen bir ruh hali, karmaşık bir hayat, hayalet bir sevgiliye duyulan aşk, bastırılamaz yalnızlık duygusu, bağlılık, bağımlılık, sex, mide bulantısı, istek, vazgeçiş, tüm nefretini kendine yöneltme, kin kusma, ödetme, hesaplaşma, intikam, yanılma, aldanma... geçmiş kırgınlıkların aslında hiç geçmemiş olması ne acı. severken sevdiğini bile farkettirmiyor insana. hatta sevmekten nefret ettiriyor. yeniden aynı şeyleri yaşamak çok anlamsız dedirtiyor. her şeyin daha farklı ve güzel olabileceği düşüncesini silip atıyor. sonu gelmez bir yılgınlığın ve yalnızlığın ortasında başı boş bırakıyor. başı boş ruhu boş kalbi boş hayat zaten koca bir boşluk...ve anlam katmaya değer bulunmaz hale geliyor. sevgi renklerin hepsini pembe de yapıyor, pembeleri kara da...insan ışığa bakarak kör oluyor... her insan kendi hayatının senaryosunu kendisi yazar. ne bir dost ne bir sevgili yoluma çıkmasın ezer geçerim bu hızla. nasıl yazdıysam öyle silmesini de bilirim ruhuyla oynamayana ne bir dost ne de sevgili olurum. başka roller oyuncular eklerim. silinmiyorsa bazı yazılanlar, başka oyuncular konmuyorsa yerlerine ben kendi oyunumu da terk etmesini bilirim. .......................................................................................................................................... bazen önünde duran şeyin bir bulmaca olduğu söylenmez. tıpkı dünyaya geldiğinde hayatın söylenmediği gibi. evet hayat bir bulmaca çözebilen varsa bir gün hazıra konarız bakarsın :-)

mumdan kelimeler...

eriyorken ben lanetlenmiş kelimelerimde mumdan olsun. kelimelerime dolandım, kelimelerime battım. çok insan kırdım huyum kurumasın aksın mumdan kelimelerime bulaşsın. mumyaladığım ruhumu geri istiyorum...

sustun hiç konuşmadın...
biliyordun gözlerinden çözebilirdim seni,
korktum hiç bakmadım…
sen sustun, ben sessizliğini dinledim…
sonra bu nedensizliği kırmak istedim, baktım gözlerinde ben yoktum artık.
utandın, ikimizde sustuk!!! o kadınlar gözlerinden her gelip geçtiğinde
sustum… kokunu bir ben çekerdim içime hiç bırakmadan, tenin
karışmış olurdu, aklın gibi…
kaç kadın kokusu sindirdin üstüne oysa ben hep seni sevdim yine gidiyorsun ve yine bir
kadına ağıtlar yakıyorsun ne zaman geri dönersin kucağıma;
yine aşkın mağlupluğunu atarsın üstümde…
bu limanı ateşe verdim döndüğünde sadece küllerini bulacaksın ve gözyaşlarımı…
sevmiyorum çekip gitmelerini uykunda ki masumluğunu çıkardım aklımdan.
seni nefretle anmayı öğretiyorum kalbime. şimdi bu sondu dedim son ağırlanışındı
ve sen yine gidiyorsun gözlerinde başka bir kadınla terkediyorsun beni.
vakit geçti, zaman durdu et kemiğe çoktan dayandı içimden çıkıp kokun üstüme sinmeden burdan gitmelisin. cümlelerim yok artık.

21 Şubat 2006

ben seni kırıldığında da sevdim.
yerde paramparça olduğunda, etrafa saçıldığında…
her kırıntının üstüne basıp sevdim ve
batan her kıymık parçasında acıtmanı,
içimi kanatmanı sevdim.

kanayan ayaklarım, ellerimle,
küçükken düştüğümde kanayan
dizlerimle sevdim.

ilk aşkımdın, ilk yanaklarımı kızartan,
ilk düşüren ve ilk gözyaşımdın...
gözümden düştüğünde, dilimden söküldüğünde de ilk unuttuğum...

kırıldım...
tam kalmanı isteyecekken ceketini alıp çıkışında, bir öpücük geçirir sanırsın her şeyi, tüm yaraları kapatır.
son bir sigara belki hafifletir acıyı.
bekle diyorsun, kolay zannediyorsun. kolaysa dene bir kere... en içine çek sigarandan ve dumanını bırakma senin bana gelmeye gönlün oluncaya kadar tut içinde.
karanlıkta kalmak ürpetir, mum sadece etrafını aydınlatır. mum ışığında geçmişimi seçemiyorum adın mı silindi yoksa? titriyor ve düşürüyorum elimden tüm kelimelerim ıslandı, mumla kaplandı artık. ben seni yazdıkça eriyorlar.