İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen iki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
29 Aralık 2008
24 Aralık 2008
23 Aralık 2008
Örselenmiş ruhumu, her yeni güne başlarken senin için sancıyan her yanımdan tekrar doğuruyorum... İlk ağlayışında anlamıştım herkesten farklı olduğunu.
Herkesten çok sevilmeliydin...
Büyüdün, ellerimde büyüttüm seni. En güzel şarkılarımı söyledim sana. En güzel masalları anlattım.
İlkler unutulmazdı hani. yalanmış... Sen gelince anladım.
Sanki senin kanın benim damarlarımda dolaştı sen oldum.
Sanki benim kanım damarlarında aktı ben oldun.
Biz olduk...
Sana bakarken gördüm ben kendimi, sana bakarken tanıdım içimdeki beni. Seni severken sevdim ben kendimi.
Sakın unutma sana anlattığım o güzel masalları. Masallarım yanında olsun hep. O masallar kadar güzel hayatın olsun.
Tatlı rüyalar bebeğim. Tatlı rüyalar her şeyim...
22 Aralık 2008
Sahte bir gülücük yılın en uzun gecesini geçirmeme yeter mi?
Bir kahkaha patlatayım o zaman. Mizahı olmayan halime güleyim.
Her gün bir parçam dökülüyor içimden...
Paçalarımdan akıyor kaçırdığım o anlar...
Hayat diyorum hayat işte.
Nefes alıyor veriyorum da.
Sanki bir adım öncesinde kalmış aklım yarım akıllı yapıyor beni bugüne uyarlandığımda.
Bir günün 24 saat olması şart değildi aslında daha az olmalıydı ki zaman daha çabuk geçmeliydi. Daha çabuk kabuk bağlamalı ve daha çabuk iyileşmeliydik. Daha çabuk kavuşmalıydı aşıklar birbirlerine.
Ve... Daha sıkı sarılmalıydın bana.
Bak artık yoksun...
İyi ki sarılmışım sana her gece yolcu ederken.
Sorunun cevabı bu işte anladın mı şimdi?
Seni her gün görmeme rağmen neden yine de camlarda heyecanla beklendiğini anladın mı? Neden her gidişinde bir daha dönmeyecekmişsin gibi sarılışımı anladın mı?
Sensiz geçen 10 günün sonunda neden o kadar özlendiğini anladın mı?
İşte bu yüzdendi.
Bir gün olmama ihtimalindendi...
Deve kuşu gibi gömdüm kafamı yine koltuğa, gözlerine bakarsam anlarım...
Ne olur acıtma!!
21 Aralık 2008
Ne yapıyorum ben, neden yapıyorum?
Yine kilitledim kendimi hiç kimseye yüzümü göstermiyorum. "Bir şans diyor." birileri, "sadece bir şans..."
"Olmazsa olmaz ama denemeden bilemezsin diyor."
"Yok diyorum olmaz."
Neden diyorum bunu, ne için?
Asla umrunda olmadığın eski sevgilin için.
Onun ertelemediği hayatı sen durdurmaya çalışıyorsun.
Sen kendini kaybettirmemek için uğraşıyorsun.
Onun seni kaybetmeyi göze aldığını bile bile sen kendini ona saklıyorsun.
Neden ki göze almış gitmiş sen ne için çabalarsın ki, ne için didinir durursun?
Kendini paketleyip dondurucuda mı bekleteceksin?
Kim için, ne için söylesene?
Yanılıyorsun çok yanılıyorsun. Bildiğin sandığın her konuda yanılıyorsun. Onun bunun dediği gibi filmlerden gördüğün karelerin içinde yaşıyorsun. Bir kez olsun ders alamaz mısın hayattan? Bir kez olsun sadece kendini düşünemez misin? Kimi aldatabilirsin ki şuan, kimi kandırabilirsin yalanlarla? Önüne serilen kırmızı halıları kaldırıp yalın ayak yürüdüğün o cam kırıklarında kanamaz mı ayakların, batmaz mı bir yerlerine?
Bekleme o kapıyı çalmaz, ayak sesleri bile uzak... Papatyaları unut!!!
Bomboş elleri
Bomboş hayalleri
Bomboş kalbi aldırmaz...
Bakarsın tutunamazsın hiçbir yerine.
Tutunsan da aldırmaz...
Senin gibi sarılmaz, senin gibi yanmaz, senin gibi umursamaz ellerinden kayıp gitmenden telaş duymaz...
Sadece yaşların bitinceye kadar avutulur sonra yine bırakılırsın bir köşeye.
Geç kalma koş bir yerlere yetiş...
İnanmak istemesende kulaklarını tıkasanda, klişe de olsa;
Seven adam beceremezdi ayrılığı, beceremezdi gözü senin üstünde olan onca adamın içinde içi rahat durmayı, beceremezdi senden ayrı hayat kurmayı, unutmanı isteyemezdi senden, seni kaybetmeyi asla göze alamazdı.
O yüzden bırak hayal kurmayı sarıl hayata, sarıl birilerine.
Öyle güzel seviyorsun ki mahrum bırakma kimseyi, en çok kendini...
Yolum açık olsun...
20 Aralık 2008
Acının dağlandığı anlar vardır…
Aramaya gerek yok, o gelir bulur…
Beraber gidilen bir lokantanın kapanması bile üzüntüdür…
Ve yahut lokantanın yerine dükkânı çiçekçinin tutması…
Gözyaşından çorba olmaz ama…
Dilin, damağın yanar tuzdan…
Soğutamazsın…
Zamansız, kırmızı bir toka çıkar nereye saklanmışsa…
Saçı toplasın diyedir küçük canavarın dişleri…
Ve fakat dağıtıp ısırır, acıyan ne varsa…
Yaşananları…
Yaşanmak için sıraya girmiş ihtimalleri…
Yapılmayanları…
Sadece erkek olduğum için koridor tarafına oturmak durumunda kaldığım, yani gam kenarının yine bana düştüğü, bir otobüs yolculuğumuz olmadı hiç uzaklara…
Sen benim omzumda uyuya kalmadın hareket halindeyken…
Biz durduk…
Durdurduk…
Gidebilirdik oysa…
Kimseden gizlenmemiş, sadece bizi gizleyen bir tatile belki…
Bir akraba düğününde dans etmedik meraklı akbaba bakışları altında mesela…
Çok severdim yatakta kahvaltıyı ama, buna uygun bir tepsimiz bile olmadı…
Alabilirdik…
Biraz daha bekleseydik…
Zamanın dövdüğü bir hüzün ustasıyım ben…
Kelimelerim tuğla tuğla...
Her satırbaşında turuncu intihar hissi...
Aklım, dilim, cümlelerim hep geçmişte…
Geçmiş geçmiş de…Ben geçemiyorum ki…
Bazen duruyorum yürüdüğümüz bir yerde…
Ayaklarımız diyorum, bir ara aynı anda buradaydı…
Beraber bastık bu toprağa…
Sahi var mıdır o günden bugüne kalan bir toprak zerreciği?
Tuhaf tutsaklığımın, her şeyden sen çıkarışımın şahidi kalmış mıdır etrafta?
Bu bardaktan su içmişti…
Bu sandalyede oturmuştu…
Bu bankanın önünde buluşmuştuk ilk kez…
Hiç gözümün önünden gitmiyor, çimlerin üstüne denk gelmiş tavla maçımız…
Elimizde soğumuş kahveler, tadı bizden önce kaçmış kekimiz…
Ve ikimiz de aynı anda mars olduk kıra kıra birbirimizi…
Bir Allah'ın pulu durduramadı bizi...
***
Gidişine türlü anlamlar yükledim…
İstesem kalırdın…
İstesen kalırdın…
Gözyaşımdan düğümler attım açılması zor olsun diye umudun…
Ama sevdim yine de…
Seninle alakalı ne varsa sevmeye devam ettim…
Son buluşmamızı sevdim…
Tam giderken, beni elimden tutup çeken seni sevdim…
Sarılmamızı sevdim…
Arkama dönüp bakamamayı…
Bizim oturduğumuz masada oturan mutlu çifti sevdim nargilecide…
Ne olur hep böyle kalın dedim…
Ne olur…
Bir yıldönümü gününde, engel olamadım kendime yoldan döndüm...
Sen olmasan da sana giden yoldaydım, hatta birazdan evinin önünde…
Ağlayarak söndürdüm yeni yasımın mumlarını…
Kutlu olmadı ama!..
***
Biliyorum biz geçtik sevgilim…
Bizden geçti…
Başka hayatların insanlarıyız artık…
Başka umutların…
Başka adam…
Başka kadınların…
Tamam da, silebilir misin yaşadıklarını?
Boyayabilir misin siyahla neşeli günlerimizi?
Çıkarıp yüreğimi, kanımın söndürdüğü ateşlere atabilir misin, yangında ilk kurtarılacakken…
Yıllar sonrasına yatırılmış acılarımız var artık karanlık mahzenlerde…
Beklenmedik bir karşılaşma anında…
Bir havaalanında…
Bir tesadüfler garında...
Bir kafede…
Ya da sinema çıkışında kim bilir..
Birbirine bakan şaşkın gözler…
Belki evlenilmiştir, belki çoluk çocuk duvarı örülmüş, anıların üstüne beton dökülmüştür…
Işık mı en hızlıdır, ses mi kıyasında; açık farkla galip gelir o anda, hiç hesapta yokken acı…
Acı hızlıdır acı…
Yaşananlar bir çırpıda, dirhem dirhem koparır etini…
Ama ne çare; gurur engel olur…
Giyilen sahte mutluluk elbisesinin düğmeleridir tebessüm…
Boğazın düğümlenir…
Soğuk bir merhabadır dildeki…
Ama öpmek, içine çekmek istersin dudaklarından hasretini…
"Devam etseydik, tüketseydik bu kadar güzel olur muydu" gözlerinde birikir...
“Neden yok ettik birbirimizi” ağzına gelir…
Susarsın, öfken hükmen mağlup olur sevdana…
Üşürsün…
Çok üşürsün…
Gidene, kalana, mizahı olmayan haline üşürsün…
Öyle ki…"Karda donmak üzeresin(dir)…
Uyumak tatlı geliyor(dur) ama…
Sen öldüğünün farkında değilsin(dir)"
18 Aralık 2008
hoşgeldiniz...
Gelip oturun şöyle bekleyin. Kendime gelebilirsem sizinle ilgileneceğim... Aşk olmaz da ne olur bilmem? Belki de hiç oturmadan gitmelisiniz. Ezilmenize büzülmenize gerek yok o kadar gözünüzde büyüttüğünüz kadar büyük değilim. İçiniz rahat etsin diye söylüyorum ben hep terkedildim...
Hayatıma dahil olmak zor belki ama çıkıp gitmek bir o kadar kolay. Hala vazgeçmediniz mi yoksa işinize mi geldi?
Bakışlarım kaymaz size neden anlamazsınız? Ağzınızla kuş tutsanız yapranamazsınız... Ferhat olmak, mecnun olmak mı? Önce adam olmak lazım. Sonra sevgili...
Evet haklısınız hiç dinlemedim sizi, hiç oralı da olmadım. Telefonlarınızı açmadım, mesajlarınızı cevaplamadım. Beklediniz bakalım değdi mi?
Okus pokus veeeee... Şapkadan siz çıkmadınız...
Daha yeni gelmiştiniz ama malubiyetinizi kabullenip çekip gitmez misiniz?
17 Aralık 2008
Daha az seviyorum seni..
Giderek daha az..
Unutur gibi seviyorum..
Azala azala..
Aramızdaki uzaklığın karanlığında..
Geceler kısalıp, gündüzler uzuyor öyle olunca..
Daha az seviyorum seni..
Kendini iyileştiren bir yara gibi..
Daha az..
Ve zamanla..
Sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini..
Uzak dağ kışlalarında..
Görmüyoruz birbirimizi..
Usul usul sis iniyor..
Kopmuş yollara..
Işığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin..
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda..
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da..
Artık daha az seviyorum seni..
Unutur gibi, ölür gibi daha az..
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini..
Kolay değildi..
Yalnızca sevgilimi değil, evladımı da kaybettim ben..
Kaç acı birden imtihan etti beni..
Bir tek gece vardır insanın hayatında..
Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
İyi ol..
Sağ ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni..
Murathan Mungan
16 Aralık 2008
Son gelişinin ardından tüm kapılarını yüzüme kapattığında anladım. Boşunaydı benim gözümden dökülen onca yaş. Sen A şehrinden yola çıkmış B şehrine ulaşmıştın bile ben hala ortada bir yerlerde seninle kavuşmayı beklerken. 4 ay nasıl geçti beni biliyorsun peki sen nasıl geçirdin? Boş verdim evet ayrılığı daha bir hazmeder oldum her gün yuttuğum depresyon ilaçları buna bir çare olmalı.
Şimdi işim gücüm yolları geçip C şehrine ulaşmak, orda ki havuzları doldurup boşaltmak. Eğer biri muslukları kapatırsa bu havuz iç dolmaz.
Senin yollarından çekildim istediğin dikeni batırabilir, istediğin her şeye razı gelebilirim artık. Matematiğim iyiydi ama çözemedim bu sorunun cevabını. Çözümü olmayan sorularıma bir yenisini daha ekleyip kapattım sayfaları.
Benden sonra bir dolu yüz görecek, bir dolu isim kazıyacaksın hafızana, kaç tane yastıkta yatacaksın, kaç kişinin kokusunu çekeceksin içine. Ama sonunda kaç tane tavanı seyredeceksin hiç düşünmedin, düşünmeyeceksin.
Her gün temize çıkarmaya çalıştım seni. Her gün savundum içimde. Her hatanı affettim. Her sözüne kandım. Günleri bile saymamıştım ne kadar olmuştu sen gideli diye ama son gelişinin ardından tüm kapılarını kapattığında anladım. Ağustostu ve sen dondurmuştun beni bir tek sözünle.
Şimdi birileri birileriyle tanıştırıyor, birileri zorluyor kapılarımı, birileri senden daha çok önemsiyor gibi, birileri arıyor, birileri fısıldıyor ne kadar güzel olduğumu, bazen eskileri uğruyor hal hatır soruyor… Ama isimleri yok sorma. Söyleyemem hiçbiri ezberimde değil. Onlardan birini ezberime almam lazım. Ama öyle biri olmalı ki ondan seni çıkardığımda bir fark yaratmalı. Şuan için o fark olsa da olmasa da, birilerinin ismi henüz aklımda kalmasa da bu sen istediğin için yaptığım son şey SENDEN VAZGEÇİYORUM.
30 Haziran 2008
aşkla yattım, aşksız kalktım... dejavu yaşıyorum sanki ben bunu daha önce görmüştüm. hatta inanmıştım yine inanmaya çalışıyorum. ya uyuyorum yada uyanığım inan bana hiç fark yok. gözlerimin altı şiş, rimellerim akmış. tüm vücudum yıkılıyor ben yine inşa ediyorum. iskambil kağıtları nasılsa öyle dizilmiş ruhumun parçaları bir rüzgar esmeye görsün. en ufak bir esintide yine dağılıyorum. aşk tefe tüfeye düşmüş meğer hayat pahalı aşk ucuz enflasyon dorukta ama ben değer kaybediyorum her geçen gün,saat,dk,sn... yelkovan akrebi kovalıyor ben aşkı. tam tutacakken elimden kayıp gitmiş. belkide bir şizofrenim ben, olmayan ne varsa inanan. her gün kendime yarattığım o adamın canımı yakmasına izin veriyorum. cümlelerimi kısıp sesimi açıyorum ama tek kelime çıkmıyor ağzımdan tek kırıcı söz. çünkü o yok, aşk yok... yarattığım kendi gerçekliğimde sadece varmış gibi kendimi yok ediyorum. inanmadığım her şeye inanır gibi yapıyorum...
18 Şubat 2008
kulakları uğulduyordu, hala aklı söylediği yerde takılı kalmıştı.
- "gerçekten bilmek istiyosan evet artık sevgilim olmanı istemiyorum" demişti.
gözleri dolmaya bile fırsat vermeden akmaya başladı. bütün kemikleri, bütün kasları, bütün organları, kalbinin tümüyle ağlıyordu.
- gitme ne olur? bırakma beni... çok denedi ama kararlıydı, gidiyordu.
içim acıyor. ben onsuz bir sn sonrasını düşünemezken o 1 sene sonrasından bahsediyor. hıçkırıklara boğuldu sesi. koltuğunda oturmuş boş duvarlara ağlıyordu. kimse duymuyordu ama çığlık çığlığa içindeki tüm acıyı akıtıyordu.
- neden unutmam gerekiyor istemiyorum. sensiz yaşamak istemiyorum.