25 Nisan 2006

bir var im
bir yok imiş

miş miş miş...
geçmiş
unutmuş
iyileşmiş...

22 Nisan 2006


ellerim titriyor...

hadi ordan sende, doğradığım soğanlara ağlıyorum...

Sayacak günüm kalmadı. Her şey ayan beyan ortada.Ben o cümleleri çoktan kurdum boşuna anlatıp durma karşımda.

Geriye sayarken birkaç cümlem yitip gitmiş susuyorum ve sana aslında kurmam gereken cümleleri bırakıp gidiyorum? Değmeyeceksin biliyorum hem ben senden daha iyilerini hak ediyorum. Vazgeçerken bunları mı layık görüyorsun? Tamam o zaman hiç konuşma. Asabım bozuluyor. Ağza alınmayacak küfürler savuruyorum sonra yatışıyorum. İçimdeki yağları eriteceğim ağzıma geleni esirgemeyeceğim tabii ki.

Başımdan geçenleri sen geçme diye kovalıyorum, deli miyim ben? Hep böyle manasız bakıyorsun ve ben deliriyorum. Evet deli miyim yani? Sana ne deliysem deliyim. Çekil git karşımdan. O zaman onu al beni alma…

17 Nisan 2006

uğurluyorum seni...
hoşçakal aşkım, hoşçakal her şeyim...
sakın arkana bakma, hiç bakma.

bakarsan aklım kalır...
bakarsan gözünü oyar, g..üne sokarım...
lanet olsun sana ve lanet olsun bana...

15 Nisan 2006


- Ne vardı üzülecek???


Bir sigara yaktı iç çekerek. Saatte epey geçmiş hala uyumadığına şaşırmıyordu artık. 2 gündür gözüne tek damla uyku girmiyordu televizyonda bangır bangır verilen kadın programları, dergilerin, gazetelerin yalancısı olmak için bahar sendromuna veriyordu bu halini.


- Hava değişimleri insanları etkilermiş hatta depresyona bile sokarmış.


- Hıh hepsi palavra diyerek fırlattı elindeki dergiyi. Sonra televizyonu kapattı. Anladı ki kendiyle kaldı. Sorunda buydu zaten kendinden kaçmak istiyordu ama hep karşılaşıyordu, hep yüzleşmek zorunda kalıyordu. Bu sefer güçsüzdü, karşı çıkamazdı, kumandaya yetişti tekrar açtı televizyonu, sonra bilgisayarı, bir müzik koydu, bütün elektrikli ses çıkaran aletler çalışmalı ve susturmalıydı onu yani kendini inkar etmeliydi.


- Bir süreliğine dedi bir süreliğine beni rahat bırak. Bak kendimi toparlayınca dinleyecem seni.


- Peki ya ne zaman? Hep aynı bahane, hep aynı kaçış seneryoları, bıkmadın mı?


Bir sigara daha yaktı koltuğa uzandı, uyumak istedi ama olmadı. Nasıl giderdi, yine terk ederdi onu? Aklından çıkmıyordu bu soru. Neydim ben onun için sığınak mı? Böyle bir hakkı kendinde nasıl buluyordu? Geliyor, gidiyor, geliyor, gidiyor… o hep susuyor, erkekse sadece gelip gidiyordu. Bir kere hayır demeyi başarabildin mi? Geldiğinde gelme, gittiğinde gitme diyebildin mi? Demedin hiç demedin. Sustun ve kabullendin. O ne yapacağını bilmezken sen de aslında ne istediğini bilmez gibi sustun. Kal veya git demedin. O zaman ya kalır ya giderdi. Ama korktun gitmeyi seçeceğinden ve bir daha gelme ihtimali olmayacağından. Şimdi çok geç kaldığın hayatının neresinden tutacağını bilemez durumdasın.


Ardı ardına yaktığı 3. sigarasıydı bu ilk nefesine bile dayanmadı ciğerleri öksürdü tıksırdı ama içmeye devam etti. Günlerdir yaptığı tek şey sigara içmekti. midesi sancıyordu artık ama inatla içiyordu. Birini söndürüyor birini yakıyor ve sigarası bitecek, içemeyecek diye korkuyordu geceleri. Tek başına çıkıp alamazdı ki.


Uzaklara daldı gözleri belli yine geçmişte onunla geçen güzel bir gün bulup geziniyordu yada kendi kafasında yaratıyordu, hayaller kuruyordu. Koltuğa uzandı tekrar yan yatıyordu ve elini üstten doladı. Onun sarıldığı izlenimi hep işe yarardı eliyle diğer elini de tuttu el ele uyudukları günlerdeki gibiydi. Sanki arkasında ona sarılmış uyuyordu. Hiç kalkmamıştı aslında o yataktan ve hala onunlaydı. Kokusu yakınındaymış gibi yastığının kokusunu içine çekti. İstemeden de olsa yaşlar süzüldü gözlerinden anladım ki hayalden gerçeğe doğru olan o ince çizgide yüzüne vurmuştu acılar. Cennet bahçelerini düşlerken cehennem çukurunun içine düşmeden önceki o geçiş anı en büyük sarsıntıyı yaşatır insana. Çukura düştükten sonraki acı hiç kalır yanında.


Sesi yükseliyordu ve daha çok akıtıyordu yaşlarını. Tüm acılar ortadaydı şimdi tam sesinin ahenginde beliriyordu. Kim olsa anlardı ama yalnızdı. Bu kendi hesaplaşmasıydı, kendine karşı açtığı kendi savaşıydı. Zamanla inilti halini aldı sesi, daha derinden nefes alıyordu ve zaman geçtikçe duruluyordu. Bir fırtına daha atlatmıştı, bitkindi. Gözlerini kapadı, içini çekti elini yine belinden yukarı atıp öbür elini tuttu, başının zonklamasına aldırmadı ve nasıl olduğunu bile anlamadan sızdı. Uyuyordu şimdi uyandırmamalıydı kendini.

o kadar boktanım ki yani o kadar olur...

ne iyi ne de kötüymüş aşk.
yada kimine göre güzel kimine göre çirkinmiş.

hep kararsızmış hiç tanımı yapılmamış hep eksik kalmış yada fazla gelmiş.

kimi üstüne geçirmiş korunmuş kimi savunmasız kalmış.
bazen yalnız bırakmış bazen iki kişilik bir dünya kurmuş.
yalan da olmuş kimi yerde doğruda.

bazen masal olmuş uykuya hazırlamış bazen kabus olmuş uykusuz bırakmış.
bazen dillerden dillere anlatılmış bazen sus pus olmuş.
gözyaşı olmuş yada gecenin karanlığında sessizliği bozan bir kahkaha olmuş.
hayal olmuş, gerçek olmuş...bazense insanın kalbinde bir sızı olmuş bazen de bir anı.
ilk olmuş, son olmuş
...

ve hep üç noktayla bitmiş aşk hiç tanımlanamaz, tamamlanamaz olmuş...

08 Nisan 2006

Rehavet çöktü üzerime. Bugün ev karanlık havada kapalı. Bilgisayarın uğuldayan sesi beynimin içine işliyor ve mekanikleşiyorum sanki.

Baktım ki pencereler birikmiş her camdan biri bakıyor selam veriyor bana nasıl olduğumu soruyorlar? Her birine farklı cevaplar veriyorum. Hastayım, yorgunum, iyiyim, keyfim yerinde, kötüyüm, ne olsun işte evde oturuyorum, canım sıkılıyor… Böyle uzuyor işte.

Gerçekten bugün nasılım acaba?

Otomatiğe bağlanmış portakal sıkacağı gibiyim kabuğunun acısını da içinin tatlısını da beraber öğüten. Ben sevmem o makineleri aslında ilk yudumda tatlı sonra boğazından aşağıya inerken acı bir tat bırakır… Sana da oluyor mu?

Yok pardon bugün sana ağır gelecek cümleler kuruyorum. Afalladın ne anlatmak istedim ki ben bu yazı da kafan karıştı değil mi? Düz cümleler gerek sana dolambaçlı olmayan makinenin makine olduğu portakalın portakal olduğu cümleler. Kelimelerin altında yatan altında kalsın ben üstündekiyle idare edeyim der gibisin. Ama bu da olmadı bu yazıdan çıkaramadın üstteki her şey anlamsız. Eee taşın altına bir elini sok artık zahmet olmazsa da bak bakalım ne varmış. Korkma akrep yılan çıkmaz çıksa çıksa benim dişlerimi geçirdiğim cümlelerim çıkar, eh birazda laflarım sokar…

günlerdir kulağımda çalmayan telefonumun sesi ya çalıyorsa diye sıçramalarım... ya ararsa ben yetişemezsem dedirten korkularım... açsam mı acaba? yani ararsa. açarsam ne demeliyim ne dememeliyim. yok açmasam mı acaba? ama ya bir daha aramazsa...

06 Nisan 2006

Bazen görüldüğü gibidir her şey bazen de saklandığı gibi… Sakladıklarımı bir bir seriyorum önüne. İyiliğini istiyorum, müstehakımı buluyorum.

Rüyada mısın yoksa gerçekte mi? Ben ikisinin arasında bir yerlerdeyim. Belki de aşkın tavan arasında. Kirli, toz tutmuş kısmında…

Unutulmuş muyum ya da hiç hatırlandım mı acaba? Dur bu soruyu hiç yanıtlama. Kelimelerini topla öyle gel. Senin ağzından çıkacak karmaşık kurmaşık kelimelerle yetinemem.

Kimsenin uğramadığı yalnızlığımın tozlarını damarlarıma enjekte ederken sen çoktan geç kaldın, belki bir asır öncesinden…

Damarlarım kabardı, kafam uyuştu ve adın silindi bigboardlarımdan, içimden çıkartıyorum seni ve lanetliyorum kendimi. Gözlerim kapandı yüzyıl uyuyacağım.

01 Nisan 2006

bir erkeği ne kadar rezilce sevebilirsin…





- yine almış karşına anlatıyorsun bi şeyler bi şeyler... daha çok aşka dair şeyler. 1 aşk tutturmuşsun 1000 aşktan geçmiş kadar anlatıp durmuşsun ona buna. yazık delirmedin mi sen hala?

- aşk diyorum aşk içimi acıtır, her andığımda tüylerimi ürpertir. üstelik ben aşka kör, sağır, dilsiz kalmışım. köşeme çekilip yasımı tutmuşum, o sefasını sürmüş. ne diyebilirsin buna ben diyecek bi şey bulamadım ve sustum... şimdi gidiyorum ne halin varsa gör diyebilmeliydim ama sessiz sedasız korkak adımlarımla terkettim onu arkama baka baka terkettim. gitme diyebilmeliydi ama demedi hiç demedi gidişimden memnuniyet duydu ya da duymadı ama o da sustu hiç konuşmadı. kelimeler bittiyse, söylenecek söz bulunmazsa aşk bitmiştir diye avuttum kendimi belki de unuttum.

- sen anlat anlatabildiğin kadar sözcükler ve kelimeler boşlukta sallansalarda bir gün başını sokacak bir aşk bulur... seninde içinden geçerek hevesini altüst eden o sevgiliden geriye kalan sadece suskunluğun ya da bu kelimeler mi sence? çok daha fazlası biliyorum.


çok isteyerek aldığın bir elbiseden bir gün sıkıldığında dolabın içinde bile nerde olduğunu önemsemezsin, buruşmuş olsa dahi umrunda olmaz... farzet ki böyle bir aşk yaşadın sıkıldın veya sıkınıldın ne farkeder? dolabının içinde bir yerlerde işte... el yordamıyla arasan bulursun ama ne gerek var ki tüm bunlara. yeni cicili bicili bir aşkı geçirdiğinde üstüne hiç acısı kalmayacak geçmişin sadece izi kalacak belki de izi bile kalmayacak.
yara kapandığında acı da biter ne de olsa. sür sürebildiğin tüm aşkları yarana.

bilirsin aşk her derde deva...

kendiyle konuşur mu insan hiç? çocukluğumdan kalmış kendi kendine konuşana deli derler diye işlenmiş beynime. sesli konuşmam o yüzden kendimle görenler beni deli zannetmesin diye. ama ne yalan söyleyim konuşurum durmadan kendimle.

napıyorsun sen, hiç baktın mı kendine, ne halt ediyorsun orda öyle, sana söylüyorum dinliyor musun beni, hep bildiğini okursun değil mi?

çekil git başımdan, ne varmış halimde, hem sen hep konuşursun sadece konuşur ama bir yol çizemezsin önüne, düşüncelerimden ve hayallerimden çık, mantıklı olmaktan banane ben seni istemiyorum hem konuşma benimle?


demek istemiyorsun neden sana deliliğini mi anımsatıyorum, kendinle konuşmak neden bu kadar zor bütün gün dert yanıyorsun ona buna bir kerede kendine anlat neymiş derdin bi anla, gerçeklerden kaçıp duruyorsun hayallerle yaşıyorsun, masallara inanıyorsun hala, büyümedin mi sen büyütmediler mi seni, sütten kesilmedin mi hala, masalları unutturmadılar mı sana, pembe gözlüklerini çıkarmadın mı hala, aynalara küskün müsün, aksini yansıtan her gerçeğe sırtını dönük müsün yoksa, hem sen çağırmadın mı beni, durup dururken sormadın mı kendine bunca yıl düşündün nerde yanlış yaptığını bulamadın mı hala, içinden geçirdiğin şeyde ben varım, sen varsın anlamadın mı hala?

kendimle konuşuyorum, deliriyor muyum acaba? bu delirmekse ben bundan 10 yıl önce delirmişim öyleyse, belki de daha önce. neyse ki kimse bilmiyor hala içimden konuşuyorum. kimsenin bilmediği şeyleri anlatıyorum, sırlarımı paylaşıyorum, en güzel hayallerimi söylüyorum, bazen de çok şey saklıyorum, sonra susuyorum bazen küsüyorum, bazen sevindiriyor, bazen üzüyorum, bazen sinirlendiriyorum, bazen küfrediyor ağzıma ne geldiyse sayıp sövüyorum ne yalan söyleyim deliriyorum ama kimseye belli etmiyorum.