
- Ne vardı üzülecek???
Bir sigara yaktı iç çekerek. Saatte epey geçmiş hala uyumadığına şaşırmıyordu artık. 2 gündür gözüne tek damla uyku girmiyordu televizyonda bangır bangır verilen kadın programları, dergilerin, gazetelerin yalancısı olmak için bahar sendromuna veriyordu bu halini.
- Hava değişimleri insanları etkilermiş hatta depresyona bile sokarmış.
- Hıh hepsi palavra diyerek fırlattı elindeki dergiyi. Sonra televizyonu kapattı. Anladı ki kendiyle kaldı. Sorunda buydu zaten kendinden kaçmak istiyordu ama hep karşılaşıyordu, hep yüzleşmek zorunda kalıyordu. Bu sefer güçsüzdü, karşı çıkamazdı, kumandaya yetişti tekrar açtı televizyonu, sonra bilgisayarı, bir müzik koydu, bütün elektrikli ses çıkaran aletler çalışmalı ve susturmalıydı onu yani kendini inkar etmeliydi.
- Bir süreliğine dedi bir süreliğine beni rahat bırak. Bak kendimi toparlayınca dinleyecem seni.
- Peki ya ne zaman? Hep aynı bahane, hep aynı kaçış seneryoları, bıkmadın mı?
Bir sigara daha yaktı koltuğa uzandı, uyumak istedi ama olmadı. Nasıl giderdi, yine terk ederdi onu? Aklından çıkmıyordu bu soru. Neydim ben onun için sığınak mı? Böyle bir hakkı kendinde nasıl buluyordu? Geliyor, gidiyor, geliyor, gidiyor… o hep susuyor, erkekse sadece gelip gidiyordu. Bir kere hayır demeyi başarabildin mi? Geldiğinde gelme, gittiğinde gitme diyebildin mi? Demedin hiç demedin. Sustun ve kabullendin. O ne yapacağını bilmezken sen de aslında ne istediğini bilmez gibi sustun. Kal veya git demedin. O zaman ya kalır ya giderdi. Ama korktun gitmeyi seçeceğinden ve bir daha gelme ihtimali olmayacağından. Şimdi çok geç kaldığın hayatının neresinden tutacağını bilemez durumdasın.
Ardı ardına yaktığı 3. sigarasıydı bu ilk nefesine bile dayanmadı ciğerleri öksürdü tıksırdı ama içmeye devam etti. Günlerdir yaptığı tek şey sigara içmekti. midesi sancıyordu artık ama inatla içiyordu. Birini söndürüyor birini yakıyor ve sigarası bitecek, içemeyecek diye korkuyordu geceleri. Tek başına çıkıp alamazdı ki.
Uzaklara daldı gözleri belli yine geçmişte onunla geçen güzel bir gün bulup geziniyordu yada kendi kafasında yaratıyordu, hayaller kuruyordu. Koltuğa uzandı tekrar yan yatıyordu ve elini üstten doladı. Onun sarıldığı izlenimi hep işe yarardı eliyle diğer elini de tuttu el ele uyudukları günlerdeki gibiydi. Sanki arkasında ona sarılmış uyuyordu. Hiç kalkmamıştı aslında o yataktan ve hala onunlaydı. Kokusu yakınındaymış gibi yastığının kokusunu içine çekti. İstemeden de olsa yaşlar süzüldü gözlerinden anladım ki hayalden gerçeğe doğru olan o ince çizgide yüzüne vurmuştu acılar. Cennet bahçelerini düşlerken cehennem çukurunun içine düşmeden önceki o geçiş anı en büyük sarsıntıyı yaşatır insana. Çukura düştükten sonraki acı hiç kalır yanında.
Sesi yükseliyordu ve daha çok akıtıyordu yaşlarını. Tüm acılar ortadaydı şimdi tam sesinin ahenginde beliriyordu. Kim olsa anlardı ama yalnızdı. Bu kendi hesaplaşmasıydı, kendine karşı açtığı kendi savaşıydı. Zamanla inilti halini aldı sesi, daha derinden nefes alıyordu ve zaman geçtikçe duruluyordu. Bir fırtına daha atlatmıştı, bitkindi. Gözlerini kapadı, içini çekti elini yine belinden yukarı atıp öbür elini tuttu, başının zonklamasına aldırmadı ve nasıl olduğunu bile anlamadan sızdı. Uyuyordu şimdi uyandırmamalıydı kendini.