15 Kasım 2006


salmış ruhum bedenim dağıtmış hiçe sayılan aşka ben beş koyarken, on koyarken masadan kalkıp gitmiş herkes. oyun bitmiş, elimde hiçbir şeyim kalmamış. beş parasız, yapayalnız, aşksız...

sanmıştım... mışım... kumar yok artık kağıt yok, hile yok... sen varsın. hiç uğruna sevdin beni. ben beş parasız, yapayalnız, aşksızken... elimde avucumda hiçbir şeyim kalmamışken. üstelik uğruna kaybettiğim sevgili ellerimi bırakmışken...

sen geldin... beni nerden buldun böyle? nasıl farkettin başım önde gözlerim yaslı gezerken? nasıl geçirdin içinden beni? çok mu gamlı çok mu serseri... nasıl oturdum içine, nasıl gördü gözlerin beni, nasıl geldim dilinin ucuna kadar? çok mu soru soruyorum. çok mu sıkıyorum canını. çok mu sorguluyorum aşkı? bırakayım o zaman bırakayım gitsin. çıksın içimden korkular çıksın. dilimin ucunda bu sefer söyleyeceğim... nasıl anlamdıracaksın kimbilir.

uykumu bölmemek için dişlerimin gıcırdamasına katlanan adam, rüyalarımdan etmediğin için ve daha bir çok şey için seviyorum seni... teşekkür ederim...

ve senden bir cevap:

- eyvallah... :-)

03 Kasım 2006


bir çok nokta görüyorum sende, cümlelerinin sonuna eklenmiş peşi sıra bişey anlatmak ister gibi anlatmıyorsun. noktaları mı birleştireyim? şimdi ben bu noktalardan ne çıkartayım. neyi yorumlasam sonu hep kötü bitti yorumsuz mu kalayım? hayat çizgimi görüyorum sende avucumun içinde. bir çingenenin arsızlığına maruz kalıyorum çok üzüleceksin diyor.
omzumu silkiyorum kim korkar aşktan?







yazılarımdan bir şeyler çıkarıyorlar oysa ben içinde hiçbir şey saklamıyorum... o zaman sana hoş geldin yeni sevgili. sende beni hoş buldun mu bari...
etrafı biraz topladım sana yer açtım sol üst köşemde pencere kenarında. şimdi arkana yaslanıp bütün her yanımı, her halimi izleyebilirsin...

peki ya ben nerdeyim yerimi belledin mi?

01 Kasım 2006


hadi şimdi bi hokus pokus yapalım. hani olmaz ya olur belki. mesela bana aşık olabilme ihtimalini ihtimaller arasına koyalım. yalandan sıkılmış olabilirsin gerçeklere dönelim.
sonra ben çıkayım şapkadan. her yanımı şişlesende acımasa, aşk bana bi mucize sunsa ve hiç canımı yakmasa. hani olmaz ya olur belki.
yine inanabilirim hazırım 10 sn içinde aşık olabilirim sana.

27 Ekim 2006


buyrun bayım sizi sol tarafa alalım. sizden önceki çok hor kullandı biraz bakımsız kaldı. peki ya siz bayım aşktan ne kadar anlarsınız???


bu sana düşmez... ben kendi hayatımı kendi ellerimle mahfedebilirim.
yardımın gerekmez... sonra yeniden düzeltebilirim, bozduğum ne varsa.
sen ne kadar dinledin ki beni, ne kadar anladın...

son bir kez baktım... çok uzun zaman olmuştu benim içimden geçeli, ama o kadar kısa oldu ki farkettiğim... meğer ben seni sol tarafımdan çıkarmışım. nasıl mı farkettim? acıyacak bi tarafların biliyorum. o geldi hani senin olmadığın gibi işte senin hiç gelmediğin gibi. usul usul geçti yerine. sen hiç sesini çıkaramadın hiç farkına varmadın ve belki de hiç umursamadın. yıllardır yaptığın gibi ben hep ordayım, ben hep kalıcam öyle mi sandın? şimdi ne halin varsa gör diyeceğim asabın bozulacak yine ağzına geleni söyletecek öfken. ben hep yaptığım gibi susacağım yine sakinim, yine dingin...

02 Ağustos 2006

son demlerini içiyorum, ağzım acıyarak...
çay da bitti, muhabbetimde.
yeniden demlenecek aşkta kalmadı içimde...
artık misafirliğin mi kaldı, kalkta biraz hizmet et, acısını çıkar ettiklerinin.
sonra çalan kapılara kulağım kayıyor, önceden sen vardın evde yoktum.
şimdi olsanda evdeyim, kapım açık.
çalan olursa kalbimi teslim edeceğim gözüm açık.
yok işte bekleyemem keyfini...

28 Temmuz 2006




lütfen bırak artık elinden beni, çok hor kullandın?

01 Temmuz 2006

aklında olduğumu biliyorum. beyninin içinde bir yerlerde. belki de beyninin kullanmadığın sağ köşesinde...
edebiyat ruhun yok mu senin? biraz sanatçı ol, yaratıcı ol da beni hatırla...


pencereden dışarıya bakarken dalmışım. karşı pencere de birbirine sarılan iki sevgili belki de karı koca. bir iç geçirip seni özlüyor olmamayı şiddetle istiyorum. kendime getirmek için düşüncelerimi irkiliyorum.
- çık aklımdan siktir git.
gözlerimi kapadığımda belirme hayalimde. kulaklarımdaki kaydolmuş sesini bilgisayarımdan açtığım müzikle duyulmaz hale getiriyorum ama yok olmuyor. çığlık çığlığa kulağıma seni hala istediğimi haykırıyorsun.
- evet tamam istiyorum hem de delicesine.
yeter artık dayanamıyorum. neden o kadınlasın.
- peki ya sen? sende istiyor musun beni? hep böyle cevapsız mı bırakacaksın beni? her zaman koskocaman bir soru işareti oldun zaten.
- neden senden uzağım? neden benden uzaksın? ya o. o olduğu için vazgeçtim senden. o olduğu için kurmadığım tüm cümleler.
ben kendi hayallerimi süsleyemez miydim? neden o aldı elimden her şeyimi, seni…
ben hatırladığını biliyorum. ve beni hala özlediğini… elimi kaçırışımı hala anımsıyor ve gülüyorsun o anki masumluğuma. hala öyleyim hala bir tek sana uzanmış ellerim tertemiz. hala sen varsın her anımda.
- özlemiyorum, yoksun içimde… hala gururum var benim. söylemem. tek kelime etmem… ben değilim yanındaki. o sana iyi baksın ve aratmasın beni. iyi ki gittin çok mutluyum.
bütün bunlar seni kandırmaya yeter mi? ne kadar güçlü olduğumu gör istedim ondandır. hiç yıkılmam gidişinle. yeter ki beni bu halimle görme…

23 Haziran 2006

ayaklarım geri geri gidiyor ama ben ileri sarıyorum her şeyi.

25 Nisan 2006

bir var im
bir yok imiş

miş miş miş...
geçmiş
unutmuş
iyileşmiş...

22 Nisan 2006


ellerim titriyor...

hadi ordan sende, doğradığım soğanlara ağlıyorum...

Sayacak günüm kalmadı. Her şey ayan beyan ortada.Ben o cümleleri çoktan kurdum boşuna anlatıp durma karşımda.

Geriye sayarken birkaç cümlem yitip gitmiş susuyorum ve sana aslında kurmam gereken cümleleri bırakıp gidiyorum? Değmeyeceksin biliyorum hem ben senden daha iyilerini hak ediyorum. Vazgeçerken bunları mı layık görüyorsun? Tamam o zaman hiç konuşma. Asabım bozuluyor. Ağza alınmayacak küfürler savuruyorum sonra yatışıyorum. İçimdeki yağları eriteceğim ağzıma geleni esirgemeyeceğim tabii ki.

Başımdan geçenleri sen geçme diye kovalıyorum, deli miyim ben? Hep böyle manasız bakıyorsun ve ben deliriyorum. Evet deli miyim yani? Sana ne deliysem deliyim. Çekil git karşımdan. O zaman onu al beni alma…

17 Nisan 2006

uğurluyorum seni...
hoşçakal aşkım, hoşçakal her şeyim...
sakın arkana bakma, hiç bakma.

bakarsan aklım kalır...
bakarsan gözünü oyar, g..üne sokarım...
lanet olsun sana ve lanet olsun bana...

15 Nisan 2006


- Ne vardı üzülecek???


Bir sigara yaktı iç çekerek. Saatte epey geçmiş hala uyumadığına şaşırmıyordu artık. 2 gündür gözüne tek damla uyku girmiyordu televizyonda bangır bangır verilen kadın programları, dergilerin, gazetelerin yalancısı olmak için bahar sendromuna veriyordu bu halini.


- Hava değişimleri insanları etkilermiş hatta depresyona bile sokarmış.


- Hıh hepsi palavra diyerek fırlattı elindeki dergiyi. Sonra televizyonu kapattı. Anladı ki kendiyle kaldı. Sorunda buydu zaten kendinden kaçmak istiyordu ama hep karşılaşıyordu, hep yüzleşmek zorunda kalıyordu. Bu sefer güçsüzdü, karşı çıkamazdı, kumandaya yetişti tekrar açtı televizyonu, sonra bilgisayarı, bir müzik koydu, bütün elektrikli ses çıkaran aletler çalışmalı ve susturmalıydı onu yani kendini inkar etmeliydi.


- Bir süreliğine dedi bir süreliğine beni rahat bırak. Bak kendimi toparlayınca dinleyecem seni.


- Peki ya ne zaman? Hep aynı bahane, hep aynı kaçış seneryoları, bıkmadın mı?


Bir sigara daha yaktı koltuğa uzandı, uyumak istedi ama olmadı. Nasıl giderdi, yine terk ederdi onu? Aklından çıkmıyordu bu soru. Neydim ben onun için sığınak mı? Böyle bir hakkı kendinde nasıl buluyordu? Geliyor, gidiyor, geliyor, gidiyor… o hep susuyor, erkekse sadece gelip gidiyordu. Bir kere hayır demeyi başarabildin mi? Geldiğinde gelme, gittiğinde gitme diyebildin mi? Demedin hiç demedin. Sustun ve kabullendin. O ne yapacağını bilmezken sen de aslında ne istediğini bilmez gibi sustun. Kal veya git demedin. O zaman ya kalır ya giderdi. Ama korktun gitmeyi seçeceğinden ve bir daha gelme ihtimali olmayacağından. Şimdi çok geç kaldığın hayatının neresinden tutacağını bilemez durumdasın.


Ardı ardına yaktığı 3. sigarasıydı bu ilk nefesine bile dayanmadı ciğerleri öksürdü tıksırdı ama içmeye devam etti. Günlerdir yaptığı tek şey sigara içmekti. midesi sancıyordu artık ama inatla içiyordu. Birini söndürüyor birini yakıyor ve sigarası bitecek, içemeyecek diye korkuyordu geceleri. Tek başına çıkıp alamazdı ki.


Uzaklara daldı gözleri belli yine geçmişte onunla geçen güzel bir gün bulup geziniyordu yada kendi kafasında yaratıyordu, hayaller kuruyordu. Koltuğa uzandı tekrar yan yatıyordu ve elini üstten doladı. Onun sarıldığı izlenimi hep işe yarardı eliyle diğer elini de tuttu el ele uyudukları günlerdeki gibiydi. Sanki arkasında ona sarılmış uyuyordu. Hiç kalkmamıştı aslında o yataktan ve hala onunlaydı. Kokusu yakınındaymış gibi yastığının kokusunu içine çekti. İstemeden de olsa yaşlar süzüldü gözlerinden anladım ki hayalden gerçeğe doğru olan o ince çizgide yüzüne vurmuştu acılar. Cennet bahçelerini düşlerken cehennem çukurunun içine düşmeden önceki o geçiş anı en büyük sarsıntıyı yaşatır insana. Çukura düştükten sonraki acı hiç kalır yanında.


Sesi yükseliyordu ve daha çok akıtıyordu yaşlarını. Tüm acılar ortadaydı şimdi tam sesinin ahenginde beliriyordu. Kim olsa anlardı ama yalnızdı. Bu kendi hesaplaşmasıydı, kendine karşı açtığı kendi savaşıydı. Zamanla inilti halini aldı sesi, daha derinden nefes alıyordu ve zaman geçtikçe duruluyordu. Bir fırtına daha atlatmıştı, bitkindi. Gözlerini kapadı, içini çekti elini yine belinden yukarı atıp öbür elini tuttu, başının zonklamasına aldırmadı ve nasıl olduğunu bile anlamadan sızdı. Uyuyordu şimdi uyandırmamalıydı kendini.

o kadar boktanım ki yani o kadar olur...

ne iyi ne de kötüymüş aşk.
yada kimine göre güzel kimine göre çirkinmiş.

hep kararsızmış hiç tanımı yapılmamış hep eksik kalmış yada fazla gelmiş.

kimi üstüne geçirmiş korunmuş kimi savunmasız kalmış.
bazen yalnız bırakmış bazen iki kişilik bir dünya kurmuş.
yalan da olmuş kimi yerde doğruda.

bazen masal olmuş uykuya hazırlamış bazen kabus olmuş uykusuz bırakmış.
bazen dillerden dillere anlatılmış bazen sus pus olmuş.
gözyaşı olmuş yada gecenin karanlığında sessizliği bozan bir kahkaha olmuş.
hayal olmuş, gerçek olmuş...bazense insanın kalbinde bir sızı olmuş bazen de bir anı.
ilk olmuş, son olmuş
...

ve hep üç noktayla bitmiş aşk hiç tanımlanamaz, tamamlanamaz olmuş...

08 Nisan 2006

Rehavet çöktü üzerime. Bugün ev karanlık havada kapalı. Bilgisayarın uğuldayan sesi beynimin içine işliyor ve mekanikleşiyorum sanki.

Baktım ki pencereler birikmiş her camdan biri bakıyor selam veriyor bana nasıl olduğumu soruyorlar? Her birine farklı cevaplar veriyorum. Hastayım, yorgunum, iyiyim, keyfim yerinde, kötüyüm, ne olsun işte evde oturuyorum, canım sıkılıyor… Böyle uzuyor işte.

Gerçekten bugün nasılım acaba?

Otomatiğe bağlanmış portakal sıkacağı gibiyim kabuğunun acısını da içinin tatlısını da beraber öğüten. Ben sevmem o makineleri aslında ilk yudumda tatlı sonra boğazından aşağıya inerken acı bir tat bırakır… Sana da oluyor mu?

Yok pardon bugün sana ağır gelecek cümleler kuruyorum. Afalladın ne anlatmak istedim ki ben bu yazı da kafan karıştı değil mi? Düz cümleler gerek sana dolambaçlı olmayan makinenin makine olduğu portakalın portakal olduğu cümleler. Kelimelerin altında yatan altında kalsın ben üstündekiyle idare edeyim der gibisin. Ama bu da olmadı bu yazıdan çıkaramadın üstteki her şey anlamsız. Eee taşın altına bir elini sok artık zahmet olmazsa da bak bakalım ne varmış. Korkma akrep yılan çıkmaz çıksa çıksa benim dişlerimi geçirdiğim cümlelerim çıkar, eh birazda laflarım sokar…

günlerdir kulağımda çalmayan telefonumun sesi ya çalıyorsa diye sıçramalarım... ya ararsa ben yetişemezsem dedirten korkularım... açsam mı acaba? yani ararsa. açarsam ne demeliyim ne dememeliyim. yok açmasam mı acaba? ama ya bir daha aramazsa...

06 Nisan 2006

Bazen görüldüğü gibidir her şey bazen de saklandığı gibi… Sakladıklarımı bir bir seriyorum önüne. İyiliğini istiyorum, müstehakımı buluyorum.

Rüyada mısın yoksa gerçekte mi? Ben ikisinin arasında bir yerlerdeyim. Belki de aşkın tavan arasında. Kirli, toz tutmuş kısmında…

Unutulmuş muyum ya da hiç hatırlandım mı acaba? Dur bu soruyu hiç yanıtlama. Kelimelerini topla öyle gel. Senin ağzından çıkacak karmaşık kurmaşık kelimelerle yetinemem.

Kimsenin uğramadığı yalnızlığımın tozlarını damarlarıma enjekte ederken sen çoktan geç kaldın, belki bir asır öncesinden…

Damarlarım kabardı, kafam uyuştu ve adın silindi bigboardlarımdan, içimden çıkartıyorum seni ve lanetliyorum kendimi. Gözlerim kapandı yüzyıl uyuyacağım.

01 Nisan 2006

bir erkeği ne kadar rezilce sevebilirsin…





- yine almış karşına anlatıyorsun bi şeyler bi şeyler... daha çok aşka dair şeyler. 1 aşk tutturmuşsun 1000 aşktan geçmiş kadar anlatıp durmuşsun ona buna. yazık delirmedin mi sen hala?

- aşk diyorum aşk içimi acıtır, her andığımda tüylerimi ürpertir. üstelik ben aşka kör, sağır, dilsiz kalmışım. köşeme çekilip yasımı tutmuşum, o sefasını sürmüş. ne diyebilirsin buna ben diyecek bi şey bulamadım ve sustum... şimdi gidiyorum ne halin varsa gör diyebilmeliydim ama sessiz sedasız korkak adımlarımla terkettim onu arkama baka baka terkettim. gitme diyebilmeliydi ama demedi hiç demedi gidişimden memnuniyet duydu ya da duymadı ama o da sustu hiç konuşmadı. kelimeler bittiyse, söylenecek söz bulunmazsa aşk bitmiştir diye avuttum kendimi belki de unuttum.

- sen anlat anlatabildiğin kadar sözcükler ve kelimeler boşlukta sallansalarda bir gün başını sokacak bir aşk bulur... seninde içinden geçerek hevesini altüst eden o sevgiliden geriye kalan sadece suskunluğun ya da bu kelimeler mi sence? çok daha fazlası biliyorum.


çok isteyerek aldığın bir elbiseden bir gün sıkıldığında dolabın içinde bile nerde olduğunu önemsemezsin, buruşmuş olsa dahi umrunda olmaz... farzet ki böyle bir aşk yaşadın sıkıldın veya sıkınıldın ne farkeder? dolabının içinde bir yerlerde işte... el yordamıyla arasan bulursun ama ne gerek var ki tüm bunlara. yeni cicili bicili bir aşkı geçirdiğinde üstüne hiç acısı kalmayacak geçmişin sadece izi kalacak belki de izi bile kalmayacak.
yara kapandığında acı da biter ne de olsa. sür sürebildiğin tüm aşkları yarana.

bilirsin aşk her derde deva...

kendiyle konuşur mu insan hiç? çocukluğumdan kalmış kendi kendine konuşana deli derler diye işlenmiş beynime. sesli konuşmam o yüzden kendimle görenler beni deli zannetmesin diye. ama ne yalan söyleyim konuşurum durmadan kendimle.

napıyorsun sen, hiç baktın mı kendine, ne halt ediyorsun orda öyle, sana söylüyorum dinliyor musun beni, hep bildiğini okursun değil mi?

çekil git başımdan, ne varmış halimde, hem sen hep konuşursun sadece konuşur ama bir yol çizemezsin önüne, düşüncelerimden ve hayallerimden çık, mantıklı olmaktan banane ben seni istemiyorum hem konuşma benimle?


demek istemiyorsun neden sana deliliğini mi anımsatıyorum, kendinle konuşmak neden bu kadar zor bütün gün dert yanıyorsun ona buna bir kerede kendine anlat neymiş derdin bi anla, gerçeklerden kaçıp duruyorsun hayallerle yaşıyorsun, masallara inanıyorsun hala, büyümedin mi sen büyütmediler mi seni, sütten kesilmedin mi hala, masalları unutturmadılar mı sana, pembe gözlüklerini çıkarmadın mı hala, aynalara küskün müsün, aksini yansıtan her gerçeğe sırtını dönük müsün yoksa, hem sen çağırmadın mı beni, durup dururken sormadın mı kendine bunca yıl düşündün nerde yanlış yaptığını bulamadın mı hala, içinden geçirdiğin şeyde ben varım, sen varsın anlamadın mı hala?

kendimle konuşuyorum, deliriyor muyum acaba? bu delirmekse ben bundan 10 yıl önce delirmişim öyleyse, belki de daha önce. neyse ki kimse bilmiyor hala içimden konuşuyorum. kimsenin bilmediği şeyleri anlatıyorum, sırlarımı paylaşıyorum, en güzel hayallerimi söylüyorum, bazen de çok şey saklıyorum, sonra susuyorum bazen küsüyorum, bazen sevindiriyor, bazen üzüyorum, bazen sinirlendiriyorum, bazen küfrediyor ağzıma ne geldiyse sayıp sövüyorum ne yalan söyleyim deliriyorum ama kimseye belli etmiyorum.

28 Mart 2006

hala bekliyorum. nerde kaldın sen? sana diyorum...
arabanın lastiği mi patladı,

otobüsten inerken tökezleyip düştün,

evini su bastı belki de,

ayna mı kırdın,

yüzünde sivilce çıkmışta olabilir,

attan indin eşşeğe bindin yol baya uzadı,

sigaranı yakmaya çalışırken saçların mı tutuştu,

pantalonun yırtılması cabası,

heyecandan tansiyonun düştü bayıldın

belki de ben önünden geçtim ve farketmedim seni...

hiç görmediğim sevgili. şu doğru insan dedikleri elbet karşıma çıkacakmışın ben aldım haberleri. nerdesin hala çıkmadın mı yola, beni aramaya başlamadın mı hala?

24 Mart 2006

paldır küldür seslerle uyandım. kim olacak bizim evin daimi elemanı emrah. bir telaş çıkıyor evden tabii ben uyandırılmaya gelemem odadan tuvalete gözlerim kapalı bir şekilde uykumu bozmadan geçmeye çalışırken sinir bozuntusu etmeden geçemedim saydım bir iki laf. sonra yine gömüldüm yatağa.

bugün ev sessiz sedasız olacak emrah ve nihan dilara'da kalacakmış. bilgisayarın başıda boş olacak yani nihan tıkır tıkır messenger sohbetlerine dilaradan katılacak. bende davet edilmedim değil ama küçükyalı ve nişantaşı arasında yolculuk etme girişimine hiç kalkışamam.

kedim aç bulup buluşturduğum bir kaç yemek atığıyla beslemeye çalıştım. nankör kedi bugüne kadar mamalarla besledik anla halimden de ye şunları.


emrecim (yanlış anlaşılmaya meyal vermeyelim kardeşimin eski sevgilisi kıngır emrecim) uğramana sevindim ve bir iki laf etmene. ama hala messengerından neden silindiğimi anlamış değilim. çay içiyorum şuanda lipton earl grey kokulu sever misin bilmem. ama çay tiryakisi olduğunu yeni öğrendim. buyurup gelebilirsin hani yanında muhabbette iyi gider belki bir iki laf sokmadan yapamam yine ama severim seni yine de.

bu akşam ki yemeği hemen hemen ayarladım sayılır. pirinç ıslattım yanına tavuk. ama tavuğu daha nasıl pişireceğime kara veremedim. dünden kalan makarnayı makarna salatası yaparak ziyan olmaktan kurtardım.

odamı toplamadım yatağım hala dağınık 1 haftadır elimi bile sürmedim yatağa, saçım başım da dağınık üstelik saçlarım kırık. ama sarı yaptım sonunda. ve başa dönüp baktığımda iyice saçmalamışım bu yazı da.

bir adam ve bir kadın sırtını vermiş bir muma. mum yandıkça kadın eriyor, kadın eridikçe adam sönüyor. adam söndükçe kadın ölüyor...

...

23 Mart 2006

evim boş kaldı son günlerde. çay kahve içmeye gelenler yok. çay tiryakisi arkadaşlarımda olmadı hiç zaten. bir demlik içip geldim ama hatrın için bir bardak daha içeceğim diyen kimsemde olmadı. kahve desen sadece fal bakmak için içilir bizde. fallara kalmış geleceklerine gözyaşı döken çok bizim evde. acaba gülünür mü yoksa ağlanır mı halimize. bakıyorumda güncel ve eğlenceli yazılar yazmaya başladım. ilhamı veren kimse.

boynum tutuldu bilgisayarın başında oturmaktan. messengerımı açmış insanların giriş çıkışlarını seyrediyorum ve iletilerinden bugünkü ruh hallerini çözmeye çalışıyorum. seven her zaman ki 7 takıntısında biri şu kızın isminin ingilizce düşünülüpte sayı anlamına geldiği için konulmadığını anlatsın. nihan yani kardeşim o hevesinin kaçması üstüne heves uyandıracak şeylerin arayışına girip mızmızlık yaptığının farkına varmış olsa gerek. caner yaptığı anlamsızlıkların anlaşılması için anlamlar yüklemeye çalışıyor anlaşılan ve anlaşılacak şeyler yapmak yerine anlaşılmamaktan şikayetçi gözüküyor bugün. dilaraysa olmadık bir iletiyi her zamanki zamansızlığıyla koymuş penceresine. canere bir laf sokma girişimi mi acaba? gülşah böcük olarak görüyor kendini son günlerde bazen uğur getirdiğine bazende kötü koktuğuna inanıyor olsa gerek bok böcüğü ve uğur böcüğü bu durumlara göre değiştirdiği iletilerinden. ve daha bir dolu ileti bir dolu kişilik bir dolu ruh hali... ben mi? ben şuan oturduğum yerde, kıçıma batan kıymıklar ile mutluyum...

bazen kafamın içinde bir kavga kopuyor, neyi paylaşamıyorlarsa... kendime hiç yer kalmamış. kendi bedenimde kendi ruhumda evsiz barksız kalmışım. önce usul usul masumluğumdan, iyi niyetimden faydalanmışlar, içime almışım müsade etmişim sonra kapı dışarı etmişler. ne söylesem dinlemiyorlar. kendi bildiklerini okuyorlar, ruhumun bedenimin sefasını sürüyorlar... hepsinden kaçmış en karanlık köşeme saklanmışım çocukluğumdaki gibi, korktuğumda yaptığım gibi... dizlerimi içime çekmiş, kafamı gömmüş her şeyin eskisi gibi olmasını diliyorum, gözlerimi açtığımda ruhumu geri istiyorum...

20 Mart 2006


bir dost bana dedi ki aşk 3 evreden oluşurmuş. aşık olmak, ilişki kurmak ve ayrılık. ilişki her ne kadar en uzun evre olarak nitelendirilse de en uzun olan ayrılık evresi olurmuş. ayrılığın acısı daha uzun sürermiş, unutmak daha zormuş muş muş... yalan diyemem üstelik bu haldeyken. peki ilk iki evreyi geçirdikten ve son evreyide tamamladıktan sonra bir gün çıkıp gelen eski sevgiliyle 3 evreyi birden yaşamaya başladıysan o zaman şizofren bir kişiliğin aynada yansımasını gördüğünde kendine hangi açıdan bakacağını bilemediğinde ne yapmalı? soruyorum sana sevgili dostum bütün evreleri birbirine yenilemeliyim kendimi. ölüm değil düşündüğüm sakın öyle düşünme sadece zehirin içimden çıkmasını iskarıştırmış iki şahsiyet aşkın hangi boyutunu yaşıyor olabilir? hala o işkence odasında ve onun üstümde denediği acı seneryoları aşk için görmezden gelen ben; hayatıma giriş çıkışlarını adı konmayan ilişkimizi ve aynı anda yaşanan ayrılık acısını damarlarımda zehir gibi akışını hissediyorum. sence bileklerimi kesecek kadar güçsüz olmasamda bu ruhumun bir intiharı olabilir mi?bedenim yaşarken ruhumu mumyalamış olmalıyım ve belki de bileklerimden akıttığım kanlarla tiyorum. izi kalsa da hatırlansa da her bakıldığında acının kendisinden daha çok canımı yakmaz. şimdi ver elimden aldığın jiletleri hatta istersen sen kes bileklerimi kurtar beni acıdan kurtar beni bu aşktan.etimden geçen dikiş iğneleri korkutmayacak beni söz veriyorum yaralarımı dikerken içimdeki sökükleride kapatacağım ona açık bıraktığım kapılarımı da. ama önce kesmelisin iliklerimi.

19 Mart 2006

nefretini kusuyor bir kız. düğümlerini çözüyor, kurtarıyor kendini aşktan. yapacak bi şey yok diyor, umut edecek bi şey yok. kandıramazsın artık kendini aynalar ve hayaller aksini yansıtır ve aşktan açılan yaralar hep kanar.

sus! kulaklarım duymuyor artık. bütün kelimelerini topla git... sana imrenen bakışlarım yok artık. sana körüm, sana sağır, sana dilsiz...

dokunma! hissizim, tüylerim ürpertisiz.

02 Mart 2006

bu evin her yanı rutubet, duvarların rimelleri akmış sanki... hava alamaz olmuş ev, tüm ışığını kaybetmiş. pencereler karanlık ve kapı açılmaz olmuş sen gidince...

bırakıp gittiğin her şey nemli, her şey sular altında kalmış...

ağlamaktan kör olmuş bir kız, senden başkasını sevemez olmuş kalbi ve nasır tutmuş hayalleri...

ev kendini kilitlemiş ve kızı kimseye göstermemiş.

ve bir gün kapıyı çalsan da inanmaz; bu kız sana kör, sağır, dilsiz artık...



28 Şubat 2006

bir çay içmekti tüm bahanesi, buyur ettim... yatağıma kadar, ruhuma işlesin istedim. ellerini bir kez daha üstümde gezdirsin. ikimizde başkalarının ruhuna ihanet ederken gözlerine baktım, çok şey demek ister gibiydi. hiç bir şey demedi. beni sevdiğini söyleyecek değildi, hiç söylemedi. bir de sigaranın zararlarından bahsetmek yersizdi... dumanı bütün hücrelerimde dolanırken ben çoktan sakinleşmiş ve kendimi onun kollarına bırakmıştım. gitmeden kurduğu cümleler hep devrikti. sonrası yoktu hiç olmadı, bir son da yoktu. üç noktayla sonlandırılmış cümleler gibiydik.

22 Şubat 2006

büyüdükçe gerçekler masalları kirletiyormuş baba. masallar hiç sanıldığı kadar mutlu bir sona bağlanamıyormuş. prenseslerde terk edilebiliyormuş üstelik beyaz atlı prensi zannettiği, uğruna cadıların azabına katlandığı erkek başka bir masala başka bir prensese gidebiliyormuş. sonra kuşlar ölüyolarmış baba, kurtlar yiyorlarmış... hiç anlattığın gibi değil beni hep kandırdın baba. kör olan gözlerimi gözyaşlarıyla iyileştiren, zehirlenmiş bedenimi öperek büyüleyen hayata döndüren kimse yok baba. yıllardır uyuyorum uyandıran yok. öptüğüm onca kurbağa hiç prense dönüşmedi ve sihirli değneği olan bir mucize meleği gelmedi hiç odama. aşk demiştin o her kötülüğü yener, yanıldın baba hem de çok yanıldın aşkın kötülüğünün farkında değil misin? hiç yüzüm güldü mü baba? kızının aşık olduğundan beri hiç yüzü güldü mü? bana baktığında hala o çiçeği görebiliyor musun ki, o mis kokan çiçeğin soldu baba? ellerinin arasından kayıp gitti. sen hala bana masallardan bahsediyorsun, ne kadar güzel olduklarından... evet güzeller hemde çok büyüleyici güzellikleri ama keşke bana masalların sadeece hayal olduğunu ve gerçek olmadıklarını da anlatsaydın baba...

saat sabaha karşı 6 olmuş ben hala gözlerim omlet kadar olmuş siteyle uğraşıyorum. omlet kadar olmuş gözler komik değil mi? evet komik ben de ilk duyduğumda çok gülmüştüm. bi kız vardı ev arkadaşımdı yok belki de keder :-) yani ben anlatırdım o dinlerdi ama ben de dinlerdim anlattığında. sanırım bir anlık asabiyetimin kurbanı oldu ya da oldum. benden pek haz etmez şimdi. ben gittiğine üzüldüm o kurtulduğuna sevindi. ama aslında zor günlerdi çok zor günler. istanbul'a gelmiş nasıl geçinecem derdine düşmüştüm ama istanbul'a gelmek daha önemliydi doğduğum şehirden uzaklaşmaktı tek derdim neden mi? ne siz sorun ne ben anlatayım zaten bir anlattım mı sonu da gelmiyor başı da kalmıyor. geldim işte istanbullu oldum. bir ev tuttum, kardeşimi de aldım yanıma bir de uzattığım okulun 21 tane ff ni taktım peşime. bir iş buldum ama istanbul işte 750 milyon ev kirası 200 milyon maaş eee tabii babam sağolsun yardımlarını eksik etmedi. sonra bir de gülşahım var benim o bana ev arkadaşı buldu pınar :-) her şey güzeldi. pınar, ben, emrah, nihan ve bir de ara sıra gelen sevenimiz şamata, komiklik, şakalar günler geçiyordu. taaaa ki evimize su basıncaya kadar. bir sabah uyandık ve kovaları bezleri elimize almak zorunda kaldık daha çapaklarımızı bile yıkamadan. sonra parkeler kabardı ve annemlerden gizli tutup onları yaptırdık tabii babamın faturalar için yolladığı paralarla, faturalar mı ne oldu? :-) dağ oldu dağ... bir de benim ff ler var tabii. okuldu faturaydı derken ve birde kardeşimin barmen sevgilisinin azabı yani ben hiçç tasvip edemedim de benim sinirler folloş oldu. her gün bir kavga bu arada kardeşimin bir de öss sınavı var. beni aldı bir korku aşkı bilirim sınav mınav tanımaz nasıl 21 tane ff olurmuş anlayın yani... nihanım'da aşktan mahfetmesin istedim geleceğini. ama tabii aşk varsa akıl nerde ki? dinlemedi beni. o dinlemedi ben delirdim. ama o sırada bu kavgalardan dolayı pınar'ında bunalıp delirdiğini anlayamamışım. olan oldu bi kere pınar evi terketti. yazdığı msjlar hala aklımda asla yediremedim, benden bu kadar nefret etmesini, anlamda veremedim. ve benim yazdığım msjlarıda kendi nefretiyle yorumlayınca hem nefret edildim hem de yanlış anlaşıldım. hem de çok yanlış... yine de o kadar ağır konuşması beni hala üzüyor. bir de beni anlamayınca ben de kötü davrandım en sonunda kirayı vermeden eşyalarını alamazsın dedim ona iyice boka sardı her şey. sonra düzeltilecek bi şey kalmadı tabii. ben eşyalarını verdim, o evi terketti. şimdi de kardeşim terkedecek beni o da dayanamıyor bana. sanırım bir gün hayatta yapayalnız kalacam. asabiyim evet ama kötü biri değilim. zor günlerim oldu sadece. sessiz sakin bi kızdım ben ama... aması var da telafisi yok işte. bu yazyı neden yazdım pınar'ı özlüyorum sanırım. o benim ilk ev arkadaşım, aliye onsuz hiç çekilmiyor...

gidip gelen bir ruh hali, karmaşık bir hayat, hayalet bir sevgiliye duyulan aşk, bastırılamaz yalnızlık duygusu, bağlılık, bağımlılık, sex, mide bulantısı, istek, vazgeçiş, tüm nefretini kendine yöneltme, kin kusma, ödetme, hesaplaşma, intikam, yanılma, aldanma... geçmiş kırgınlıkların aslında hiç geçmemiş olması ne acı. severken sevdiğini bile farkettirmiyor insana. hatta sevmekten nefret ettiriyor. yeniden aynı şeyleri yaşamak çok anlamsız dedirtiyor. her şeyin daha farklı ve güzel olabileceği düşüncesini silip atıyor. sonu gelmez bir yılgınlığın ve yalnızlığın ortasında başı boş bırakıyor. başı boş ruhu boş kalbi boş hayat zaten koca bir boşluk...ve anlam katmaya değer bulunmaz hale geliyor. sevgi renklerin hepsini pembe de yapıyor, pembeleri kara da...insan ışığa bakarak kör oluyor... her insan kendi hayatının senaryosunu kendisi yazar. ne bir dost ne bir sevgili yoluma çıkmasın ezer geçerim bu hızla. nasıl yazdıysam öyle silmesini de bilirim ruhuyla oynamayana ne bir dost ne de sevgili olurum. başka roller oyuncular eklerim. silinmiyorsa bazı yazılanlar, başka oyuncular konmuyorsa yerlerine ben kendi oyunumu da terk etmesini bilirim. .......................................................................................................................................... bazen önünde duran şeyin bir bulmaca olduğu söylenmez. tıpkı dünyaya geldiğinde hayatın söylenmediği gibi. evet hayat bir bulmaca çözebilen varsa bir gün hazıra konarız bakarsın :-)

mumdan kelimeler...

eriyorken ben lanetlenmiş kelimelerimde mumdan olsun. kelimelerime dolandım, kelimelerime battım. çok insan kırdım huyum kurumasın aksın mumdan kelimelerime bulaşsın. mumyaladığım ruhumu geri istiyorum...

sustun hiç konuşmadın...
biliyordun gözlerinden çözebilirdim seni,
korktum hiç bakmadım…
sen sustun, ben sessizliğini dinledim…
sonra bu nedensizliği kırmak istedim, baktım gözlerinde ben yoktum artık.
utandın, ikimizde sustuk!!! o kadınlar gözlerinden her gelip geçtiğinde
sustum… kokunu bir ben çekerdim içime hiç bırakmadan, tenin
karışmış olurdu, aklın gibi…
kaç kadın kokusu sindirdin üstüne oysa ben hep seni sevdim yine gidiyorsun ve yine bir
kadına ağıtlar yakıyorsun ne zaman geri dönersin kucağıma;
yine aşkın mağlupluğunu atarsın üstümde…
bu limanı ateşe verdim döndüğünde sadece küllerini bulacaksın ve gözyaşlarımı…
sevmiyorum çekip gitmelerini uykunda ki masumluğunu çıkardım aklımdan.
seni nefretle anmayı öğretiyorum kalbime. şimdi bu sondu dedim son ağırlanışındı
ve sen yine gidiyorsun gözlerinde başka bir kadınla terkediyorsun beni.
vakit geçti, zaman durdu et kemiğe çoktan dayandı içimden çıkıp kokun üstüme sinmeden burdan gitmelisin. cümlelerim yok artık.

21 Şubat 2006

ben seni kırıldığında da sevdim.
yerde paramparça olduğunda, etrafa saçıldığında…
her kırıntının üstüne basıp sevdim ve
batan her kıymık parçasında acıtmanı,
içimi kanatmanı sevdim.

kanayan ayaklarım, ellerimle,
küçükken düştüğümde kanayan
dizlerimle sevdim.

ilk aşkımdın, ilk yanaklarımı kızartan,
ilk düşüren ve ilk gözyaşımdın...
gözümden düştüğünde, dilimden söküldüğünde de ilk unuttuğum...

kırıldım...
tam kalmanı isteyecekken ceketini alıp çıkışında, bir öpücük geçirir sanırsın her şeyi, tüm yaraları kapatır.
son bir sigara belki hafifletir acıyı.
bekle diyorsun, kolay zannediyorsun. kolaysa dene bir kere... en içine çek sigarandan ve dumanını bırakma senin bana gelmeye gönlün oluncaya kadar tut içinde.
karanlıkta kalmak ürpetir, mum sadece etrafını aydınlatır. mum ışığında geçmişimi seçemiyorum adın mı silindi yoksa? titriyor ve düşürüyorum elimden tüm kelimelerim ıslandı, mumla kaplandı artık. ben seni yazdıkça eriyorlar.