28 Mart 2006

hala bekliyorum. nerde kaldın sen? sana diyorum...
arabanın lastiği mi patladı,

otobüsten inerken tökezleyip düştün,

evini su bastı belki de,

ayna mı kırdın,

yüzünde sivilce çıkmışta olabilir,

attan indin eşşeğe bindin yol baya uzadı,

sigaranı yakmaya çalışırken saçların mı tutuştu,

pantalonun yırtılması cabası,

heyecandan tansiyonun düştü bayıldın

belki de ben önünden geçtim ve farketmedim seni...

hiç görmediğim sevgili. şu doğru insan dedikleri elbet karşıma çıkacakmışın ben aldım haberleri. nerdesin hala çıkmadın mı yola, beni aramaya başlamadın mı hala?

24 Mart 2006

paldır küldür seslerle uyandım. kim olacak bizim evin daimi elemanı emrah. bir telaş çıkıyor evden tabii ben uyandırılmaya gelemem odadan tuvalete gözlerim kapalı bir şekilde uykumu bozmadan geçmeye çalışırken sinir bozuntusu etmeden geçemedim saydım bir iki laf. sonra yine gömüldüm yatağa.

bugün ev sessiz sedasız olacak emrah ve nihan dilara'da kalacakmış. bilgisayarın başıda boş olacak yani nihan tıkır tıkır messenger sohbetlerine dilaradan katılacak. bende davet edilmedim değil ama küçükyalı ve nişantaşı arasında yolculuk etme girişimine hiç kalkışamam.

kedim aç bulup buluşturduğum bir kaç yemek atığıyla beslemeye çalıştım. nankör kedi bugüne kadar mamalarla besledik anla halimden de ye şunları.


emrecim (yanlış anlaşılmaya meyal vermeyelim kardeşimin eski sevgilisi kıngır emrecim) uğramana sevindim ve bir iki laf etmene. ama hala messengerından neden silindiğimi anlamış değilim. çay içiyorum şuanda lipton earl grey kokulu sever misin bilmem. ama çay tiryakisi olduğunu yeni öğrendim. buyurup gelebilirsin hani yanında muhabbette iyi gider belki bir iki laf sokmadan yapamam yine ama severim seni yine de.

bu akşam ki yemeği hemen hemen ayarladım sayılır. pirinç ıslattım yanına tavuk. ama tavuğu daha nasıl pişireceğime kara veremedim. dünden kalan makarnayı makarna salatası yaparak ziyan olmaktan kurtardım.

odamı toplamadım yatağım hala dağınık 1 haftadır elimi bile sürmedim yatağa, saçım başım da dağınık üstelik saçlarım kırık. ama sarı yaptım sonunda. ve başa dönüp baktığımda iyice saçmalamışım bu yazı da.

bir adam ve bir kadın sırtını vermiş bir muma. mum yandıkça kadın eriyor, kadın eridikçe adam sönüyor. adam söndükçe kadın ölüyor...

...

23 Mart 2006

evim boş kaldı son günlerde. çay kahve içmeye gelenler yok. çay tiryakisi arkadaşlarımda olmadı hiç zaten. bir demlik içip geldim ama hatrın için bir bardak daha içeceğim diyen kimsemde olmadı. kahve desen sadece fal bakmak için içilir bizde. fallara kalmış geleceklerine gözyaşı döken çok bizim evde. acaba gülünür mü yoksa ağlanır mı halimize. bakıyorumda güncel ve eğlenceli yazılar yazmaya başladım. ilhamı veren kimse.

boynum tutuldu bilgisayarın başında oturmaktan. messengerımı açmış insanların giriş çıkışlarını seyrediyorum ve iletilerinden bugünkü ruh hallerini çözmeye çalışıyorum. seven her zaman ki 7 takıntısında biri şu kızın isminin ingilizce düşünülüpte sayı anlamına geldiği için konulmadığını anlatsın. nihan yani kardeşim o hevesinin kaçması üstüne heves uyandıracak şeylerin arayışına girip mızmızlık yaptığının farkına varmış olsa gerek. caner yaptığı anlamsızlıkların anlaşılması için anlamlar yüklemeye çalışıyor anlaşılan ve anlaşılacak şeyler yapmak yerine anlaşılmamaktan şikayetçi gözüküyor bugün. dilaraysa olmadık bir iletiyi her zamanki zamansızlığıyla koymuş penceresine. canere bir laf sokma girişimi mi acaba? gülşah böcük olarak görüyor kendini son günlerde bazen uğur getirdiğine bazende kötü koktuğuna inanıyor olsa gerek bok böcüğü ve uğur böcüğü bu durumlara göre değiştirdiği iletilerinden. ve daha bir dolu ileti bir dolu kişilik bir dolu ruh hali... ben mi? ben şuan oturduğum yerde, kıçıma batan kıymıklar ile mutluyum...

bazen kafamın içinde bir kavga kopuyor, neyi paylaşamıyorlarsa... kendime hiç yer kalmamış. kendi bedenimde kendi ruhumda evsiz barksız kalmışım. önce usul usul masumluğumdan, iyi niyetimden faydalanmışlar, içime almışım müsade etmişim sonra kapı dışarı etmişler. ne söylesem dinlemiyorlar. kendi bildiklerini okuyorlar, ruhumun bedenimin sefasını sürüyorlar... hepsinden kaçmış en karanlık köşeme saklanmışım çocukluğumdaki gibi, korktuğumda yaptığım gibi... dizlerimi içime çekmiş, kafamı gömmüş her şeyin eskisi gibi olmasını diliyorum, gözlerimi açtığımda ruhumu geri istiyorum...

20 Mart 2006


bir dost bana dedi ki aşk 3 evreden oluşurmuş. aşık olmak, ilişki kurmak ve ayrılık. ilişki her ne kadar en uzun evre olarak nitelendirilse de en uzun olan ayrılık evresi olurmuş. ayrılığın acısı daha uzun sürermiş, unutmak daha zormuş muş muş... yalan diyemem üstelik bu haldeyken. peki ilk iki evreyi geçirdikten ve son evreyide tamamladıktan sonra bir gün çıkıp gelen eski sevgiliyle 3 evreyi birden yaşamaya başladıysan o zaman şizofren bir kişiliğin aynada yansımasını gördüğünde kendine hangi açıdan bakacağını bilemediğinde ne yapmalı? soruyorum sana sevgili dostum bütün evreleri birbirine yenilemeliyim kendimi. ölüm değil düşündüğüm sakın öyle düşünme sadece zehirin içimden çıkmasını iskarıştırmış iki şahsiyet aşkın hangi boyutunu yaşıyor olabilir? hala o işkence odasında ve onun üstümde denediği acı seneryoları aşk için görmezden gelen ben; hayatıma giriş çıkışlarını adı konmayan ilişkimizi ve aynı anda yaşanan ayrılık acısını damarlarımda zehir gibi akışını hissediyorum. sence bileklerimi kesecek kadar güçsüz olmasamda bu ruhumun bir intiharı olabilir mi?bedenim yaşarken ruhumu mumyalamış olmalıyım ve belki de bileklerimden akıttığım kanlarla tiyorum. izi kalsa da hatırlansa da her bakıldığında acının kendisinden daha çok canımı yakmaz. şimdi ver elimden aldığın jiletleri hatta istersen sen kes bileklerimi kurtar beni acıdan kurtar beni bu aşktan.etimden geçen dikiş iğneleri korkutmayacak beni söz veriyorum yaralarımı dikerken içimdeki sökükleride kapatacağım ona açık bıraktığım kapılarımı da. ama önce kesmelisin iliklerimi.

19 Mart 2006

nefretini kusuyor bir kız. düğümlerini çözüyor, kurtarıyor kendini aşktan. yapacak bi şey yok diyor, umut edecek bi şey yok. kandıramazsın artık kendini aynalar ve hayaller aksini yansıtır ve aşktan açılan yaralar hep kanar.

sus! kulaklarım duymuyor artık. bütün kelimelerini topla git... sana imrenen bakışlarım yok artık. sana körüm, sana sağır, sana dilsiz...

dokunma! hissizim, tüylerim ürpertisiz.

02 Mart 2006

bu evin her yanı rutubet, duvarların rimelleri akmış sanki... hava alamaz olmuş ev, tüm ışığını kaybetmiş. pencereler karanlık ve kapı açılmaz olmuş sen gidince...

bırakıp gittiğin her şey nemli, her şey sular altında kalmış...

ağlamaktan kör olmuş bir kız, senden başkasını sevemez olmuş kalbi ve nasır tutmuş hayalleri...

ev kendini kilitlemiş ve kızı kimseye göstermemiş.

ve bir gün kapıyı çalsan da inanmaz; bu kız sana kör, sağır, dilsiz artık...