28 Ağustos 2007

Allah'ım her gördüğüm rüya gerçek olmak zorunda mı?

27 Ağustos 2007

gözlerim dumanlı hep yollarda
senin kalbine nerden gidilir sevgili
söyle hangi serden geçilir...

Anlaşılmıyordu… kimse anlamıyordu uzak dağın tepesinde kopan kar fırtınalarını… bu ağustos sıcağında kimse aklından geçiremiyordu soğuktan donan bir kızı. Her şey normaldi sıcak şehri kavururken bir kızın kalbi buz tutmuş, sarkıtlar dikitler oluşmuştu. Aşktan anlamaz adamlar bu sıcakta üşüyen kızı bir türlü ısıtamıyordu. Buz tutan kalbini bir türlü eritemiyorlardı. Kibritçi kız yaktığı kibritlerle ısınıyordu ama o yakacak bir kibrit ateşi bile bulamıyordu. Gönlünü bir anlık ısıtacak bir adam bile çıkmamıştı karşısına. Aşk ne kadar acımasız bir şeydi. Kimine hiç uğramaz kimini de ardı sıra ziyaret ederdi. Çok yıkım almıştı kalbi ama çığlığını duyup enkazı üstünden kaldıran bir kurtarıcı yoktu hala. Aylarca belki de yıllarca yapayalnız ve acı çekerek bu enkaz altında kalacaktı. Kimsecikler duymayacaktı sesini, yardımına koşmayacaktı… bekliyordu ve bekledikçe daha çok üzülüyordu. O kadar zaman olmuş ama kimse yokluğunun farkına varmamıştı. Merak edeni yoktu. Kimsenin kalbinde bıraktığı iz de yoktu belli. Yoksa elbet bir kahramanı olurdu. Bütün masalları sildi kafasından en başta Polliana’yı çıkardı aklından.
Güzel olan hiçbir şey yoktu ki her şey acı vericiydi onun için. Yapayalnızdı, üşüyordu, kimse tarafından anlaşılmıyordu… içinde kopan fırtınaları kimse görmüyordu. Kimse onun dilinden konuşmuyordu, anlamak sadece ona bırakılmıştı ama anlamaya çalışan yoktu. Kimse aşkı onun gibi derinleştirmiyor, kimse derinliğine aşık olamıyordu…
Sonra biri geldi, sesini duydu ve geldi. Enkazın altından çıkarmadı kızı ama yanında kaldı, her zaman olmasa da bazen anlamaya çalıştı. Ama o da depremzedeydi o da bir enkaz altından çıkmış. Tüm inançlarını tüm değerlerini orada bırakmıştı. Geçmiş hatıralar diyarında… Belli onun da polliana’sı yitip gitmişti bildiği tüm masallar gibi. Aşkı o sert mizacının altında barındırmayı hiç becerememişti, yani aşkı biliyordu ama aynı dilde değildi… Daha yüzeysel belki daha sığ sularda görmüştü ve hiç boğulma tehlikesi yaşamamıştı. Kalbi hala soğuktu kızın çünkü hala sığ sularda dolaşıyordu oğlan. Aşkı derinliğiyle benimseyemiyordu… kan tutuyordu belki kızın kanayan yaralarını saramıyordu. Yine de şükran duyuyordu kız. hep onun dilinden konuşmak bazen ona ağır gelse de bir gün sevgilisinin onu anlayacağını ve aşkı en derin sularda yaşayacakları inancını hiç kaybetmiyordu. Çünkü, inanılanın aksine aşk ne 3 günlük ne de 3 yıllık bir şeydi onun için zamanla ölçülemezdi varlığını hep korurdu. Gerçek aşkın ömrü olmazdı onun içinde tüm kalbiyle inandığı şey buydu. İşte bu yüzden kalbi küçük ama derindi… ve hep derinliğine aşık olacak bir sevgili bekledi…