29 Eylül 2007

Korkuyordu… hiç böyle hissetmemişti. Hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Hiç bu kadar değeri bilinmemişti ve hiç bu kadar değerli bir şeye sahip olmamıştı. Üstelik onun ayak numarasından bir dolu kız vardı, hiç yüzyıllar boyunca uyumamıştı, zehirli elma yememişti, üstelik saçları da kısaydı…
Kirli toz tutmuş kılıfını sirkelediğinde geçmiş bir sürü kırıklığın üstesinden gelmek zordu. Bir türlü saklayamıyordu telaşını, içi içini yiyordu. Hala masalların etkisine kapılabiliyordu. Saat gece yarısı olduğunda her şey sona erecek bir daha onu hiç göremeyecekti sanki.
Kapıdan çıkıp gittiğinde bir daha onu hiç göremezse diye içini burkan o acı ertesi gün onu gördüğünde neden bu kadar mutlu olduğunu açıklayabiliyordu. Onsuz geçen günün neden bu kadar zor geldiğini açıklayabiliyordu.
İlle de yazması gerekmiyordu. Bazen omzuna yattığında iç çekişinden, bazen uyur taklidi yapıp yüzünün izlenmesinden rahatsız olan onu izlerken, bazen yüksek sesinden bükülen dudaklarından ya da işlediği suçtan utanarak bakan bakışlarından çözebilirdin onu, anlayabilirdin, anlamlandırabilirdin…
Ne olur çıkarma o gözlükleri gözümden hatta al sende bir tane tak. Büyümek istemedim ki hiç ben. Hala mahallede sek sek oynayan, masal kitapları okuyan kızım işte. Hayal kurmak hala en sık yaptığım şey ve hala karanlıktan korkuyorum, ışılarım hep açık. Ve en sevdiğim film 50 ilk öpücük…